26 Ocak 2017 Perşembe

La La Land (2016)

Yönetmen: Damien Chazelle
Senaryo: Damien Chazelle
Oyuncular: Ryan Gosling, Emma Stone, J. K. Simmons, Finn Wittrock, John Legend, Rosemarie DeWitt
Süresi: 2 saat 8 dakika
IMDb puanı: 8,7
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri

Sanıyorum ki La La Land'i duymayan, hatta izlemeyen kalmadı. Festivallerde gösterimlerine başlandığından beri eleştirmenlerin gözdesi olan film geçtiğimiz günlerde Academy'den 13 dalda 14 adaylık alarak yıla damgasını vurmuş oldu. Ben de artık Oscar yaklaştığına göre Oscar filmleri maratonumu La La Land ile başlatmaya karar verdim. Filmi izlemediyseniz yazının devamını okumamanızı tavsiye ediyorum.

Film, Hollywood filmlerinden epey aşina olduğumuz bir konuyu ele alıyor. Daha filmin ilk dakikalarında trafikte birbirlerine uyuz olan Mia (Emma Stone) ve Sebastian'ı (Ryan Gosling) tesadüfler zinciri birkaç kez bir araya getiriyor. Mia gittiği seçmelerden sonuç alamayan oldukça bahtsız bir aktris, Sebastian ise sanatını istediği şekilde icra edemeyen bir caz piyanisti. Filmin ilk yarısı oldukça tahmin edilebilir bir şekilde ilerliyor ve izleyiciye masalsı bir aşk sunuyor. Filmin nostaljik atmosferinin ve müzikal konseptinin bu aşkı masalsı göstermede etkisi epey büyük tabii. Mia, böylece kalabalığın içindeki kişiyi bulmuş oluyor. Hikayesini oldukça basit bir konudan alan filmin olayı ise bizlerin de hayatımızda olan bir şeyi izleyicisine sunarak bitmesi. Çiftimiz birbirini çok seviyor ama ikisinin hayalleri, yapmak istedikleri şeyler doğrultusunda yapmaları gereken zor bir tercih var. Bizler de masallardaki gibi olmayan hayatlarımızda tercih yapmak, bir şeyden vazgeçmek zorunda kalmıyor muyuz? Filmde ise her ikisi de hayallerinin peşinden gitmeyi tercih ediyor ve biz masallardaki gibi sonlanacağını beklerken bir nevi ters köşeye uğruyoruz. İlk söyleyeceğim şey, filmin sonundaki inanılmaz güzel hayaller sahnesi. Birlikte kalsalardı hayatları nasıl olacaktı sorusunun cevabını seyirciye sunulabilecek her açıdan en başarılı şekilde izliyoruz. Ben o sahneyi izlerken çok etkilendim. Bir tercih yaptıktan sonra acaba diğer seçeneği tercih etseydik nasıl olurdu görebilsek keşke :)

İkinci olarak değineceğim şeye filmin hayranları kızabilir ama ben filmin bu kadar göklere çıkarılmasını biraz abartı buldum doğrusu. En çok da En İyi Özgün Senaryo dalında Academy Ödülü adayı olması bana saçma geldi. Filmi beğendim, birazdan beğendiğim şeylere de değineceğim zaten, ancak sonuçta filmin hikayesi çok klasik bir hikaye ve sonunun acı tatlı olması filmi beğenmiş olmama rağmen benim gözümde zirvelere taşıyamadı.

Buna rağmen La La Land'i izlerken çok keyif aldım. Zaten filmin vaat ettiği de buydu. Yukarıda da bahsettiğim gibi nostaljik bir atmosferi var, hatta öyle ki akıllı telefonlar vs. olmasa dönem filmi derim. Görüntü yönetimi gerçekten bahsedildiği kadar var, bu yüzden filmi mutlaka sinemada izlemek gerek. Renklerin birbiriyle uyumu, sahnelerin duruşu çok güzel. Filmi rastgele bir yerinde durdursanız çok hoş bir kareyle karşılaşacağınıza eminim. Ryan ve Emma da çift olarak birbirleriyle en az renkler kadar uyumlu, ikisi de rollerini gerektiği gibi oynamışlar. Bu arada küçük bir not: IMDb'ye göre Mia rolü ilk önce Emma Watson'a teklif edilmiş ama kendisi mart ayında vizyona girecek Beauty and the Beast filmi için rolü reddetmiş, Ryan Gosling ise Sebastian rolü için kendisine gelen Beaty and the Beast teklifini reddetmiş. Filmin başarısına bakınca Emma Watson ne kadar doğru bir tercih yapmış tartışılır ama iyi ki reddetmiş bence. Emma Stone, filmde Mia karakterini adeta yaşıyordu.

Filmde bana en çok keyif veren şeyse caz ve sinemanın kullanımıydı. Caz değil de başka bir müzik türü özel olarak ele alınsa bu kadar keyif vermezdi herhalde :) La La Land, şu anda En İyi Özgün Şarkı dalında iki adaylığı olan bir müzikal, zaten müzikler tek kelimeyle büyüleyiciydi.

Hem görsel hem müzikal açıdan şölen gibi gelecek; klişelerle ilerleyen, sıcak ve keyifli bir hikayeye sahip olan bir film La La Land. Yine de abartılmış olduğunu düşünüyorum, bu yüzden biraz ikilemdeyim. Şu an için 10 üzerinden 8 diyorum :)

9 yorum:

  1. Abartıldığını düşünenlerde +1 :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bana katılan başka birinin olmasına sevindim doğrusu :)

      Sil
  2. İzlemedim, o zaman izleyeyeyim

    YanıtlaSil
  3. Film, Akademi'den 14 adaylık kopararak resmen All About Eve ile Titanic'in tahtına ortak oldu :) Çok sevildi, sevilmesi de doğal çünkü dert tasa unutturan cinsten keyifli bir seyirlik sundu. Muhtemelen birçok dalda ödüle kavuşacaktır ama ben en azından en iyi erkek oyuncu ile özgün senaryo ödülünü ıskalasın istiyorum :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bana da öyle geliyor, pek çok adaylığı hak ederek kazanır ama umarım sizin dediğiniz gibi En İyi Erkek Oyuncu ve Özgün Senaryo dallarını ıskalar :)

      Sil
  4. Bu filmi sinemada izlemeyi çok istiyordum ama birkaç hafta gidemedim, şimdi de gösterimden kalkmış. Artık nete düşünce izlerim. Sinemada izlemek daha güzel olurdu kesin.

    Emma ve Ryan'ı birbirine yakıştırıyorum ben. Zaten bu 3. başrol oynayışları. Elektrikleri tutuyor.

    14 dalda aday olsa da kazandığı ödül sayısı 8'i geçmez bence. Bekleyip görelim.

    YanıtlaSil
  5. Ben bu filmi icerdigi muzikal ogeler nedeniyle cok onyargili izlemistim, ama ryan gosling hayranligimin da etkisiyle keyif almistim. Bu kadar gundemi oyalamayi hak ediyor muydu? Emin degilim. Seveni oldugu gibi sevmeyeni de cok :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, bazen ben de müzikal filmlere biraz ön yargıyla yaklaşıyorum. Ama bu filmde onu yaşamamıştım.

      Bence bu kadar gündemi oyalaması Hollywood klasiklerine ve jazz müzik dünyasına aşk mektubu niteliğinde olmasından kaynaklanmış olabilir :) Evet, gerçekten seveni de sevmeyeni de epey çok.

      Sil

Görüşleriniz benim için çok değerli :)