15 Mayıs 2016 Pazar

The Age of Adaline (2015)

Yönetmen: Lee Toland Krieger
Senaryo: J. Mills Goodloe, Salvador Paskowitz
Oyuncular: Blake Lively, Michiel Huisman, Harrison Ford, Ellen Burstyn, Kathy Baker, Amanda Crew
Süresi: 112 dakika
IMDb puanı: 7,2
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri

1908 yılında doğan Adaline'ın bir gece esrarengiz bir kaza sonrası yaşlanmasının durmasını anlatıyor film. Daima yirmilerinin sonunda görünüyor olması elbette insanların da dikkatini çeker ve bilimsel olarak bir açıklaması olmaması Adaline'ı daha da zor duruma düşürür. Bu yüzden yıllarını kaçarak ve de kendini geliştirerek geçirir.

Konusu filmlerde pek çok kez ele alındı. Böyle konular benim ilgimi çeker. Bu yüzden filmi hem izlemek istedim, hem de çok sevmeme rağmen oyunculuğuna güvenemediğim Blake Lively yüzünden izlemek istemedim. Ama en sonunda açtım ve pişman olmadım. Blake Lively beni bu filmle çok şaşırttı. 107 yaşında ama yaşlanamamış bir kadını bana tamamen hissettirdi. Kostümler ve saçlar da çok güzel olunca film öyle keyif verdi ki anlatamam.

Senaryosu gerçekten şaşırtmıyor, tam beklediğiniz gibi klişe dolu olarak ilerliyor. Ama filmin o hem romantik hem dramatik havası ve oyuncular bunu kapatıyor. Filmden çok güzel iki repliği paylaşmadan olmaz:

"It's not the same when there's no growing old together. Without that, love is... just heartbreak."

"Years, lovers and glasses of wine. These are things that should never be counted."


Yazımın bu kısmı film hakkında spoiler içeriyor:
Her ne kadar filmi beğenmiş olsam da filmde beni çok rahatsız eden şeyler oldu. Örneğin Adaline hem babaya yani William'a (Harrison Ford) hem de oğluna yani Ellis'e (Michiel Huisman) âşık oldu ve ikisiyle de birlikte olmuş oldu. Ayrıca baba besbelli Adaline'a hâlâ âşıktı. Bunun yanı sıra Adaline'ın yaşadığı inanılmaz durumun çok da önemsenmeden kabul edilmesi de garipti.
Spoiler içeren kısım bitti :)

Beni mutlu edecek bir şekilde sonlanan, görsel olarak muhteşem ve izleyicisine güzel iki saat geçirten bir film oldu The Age of Adaline.

William ve Adaline
Bu arada filmde Harrison Ford'un gençliğini oynayan kişi gerçekten ona benzemiyor mu?

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Nisan 2016

Nisan ayında 9 film izlemişim ama dört tanesini daha önceden izlemiştim.
Batman Forever (1995)
Batman & Robin (1997)
Batman Begins (2005)
The Dark Knight (2008)
The Dark Knight Rises (2012)
Guardians of the Galaxy (2014)
Avengers: Age of Ultron (2015)
Ant-Man (2015)
Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004)

Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004)
İzlediklerim arasında en sevdiğim filmler The Dark Knight ve Ant-Man'di. Filmler hakkında yorumlarım için linklere tıklayabilirsiniz, ama Eternal Sunsine of the Spotless Mind hakkında yorum paylaşmadım. Burada kısaca düşüncelerimi söyleyeyim: yüksek bütçeli olmayan bir film için epey başarılı. Jim Carrey'ye, Kate Winslet'a bir kez daha hayran kaldığım güzel bir yapım oldu. Sanırım bu filmi izleyici ya çok sever ya da nefret eder. Ortası yok gibi.

Tiyatro olaraksa On İki Öfkeli Adam'ı üçüncü kez izledim. Sadece bir kitap bitirmiş olduğum için araya onu da sıkıştırıp izlediğim dizilere geçiyorum: Rıfat Ilgaz - Hababam Sınıfı. Söyleyebileceğim çok bir şey yok, söyleyebildiklerimi yorumumda anlatmışım zaten.

Nisan boyunca iki dizi arasında gidip durdum: Sex and the City ve Gossip Girl. Kafa dağıtmak isterken çok iyi geldiler doğrusu. Ben moralimin bozuk olduğu zamanlarda çerezlik dizilere sığınırım genelde. Nisan ayının başları benim için zordu ama atlattım ya, şu an moralim kolay kolay bozulmuyor. Yakın bir akrabamı kaybettiğimi öğrendiğimde de gayet doğal karşıladım geçenlerde. Yine uzattım :/ Her neyse, şu an başka diziler ve animeler izlediğim için iki dizide de birinci sezonu bitirdim ve ikinci sezonlarını izlemeyi biraz erteledim. Dizilerde benim hoşuma giden bazı replikler de şunlardı:


"it's often said that, no matter the truth, people see what they want to see. some people might take a step back and find out they were looking at the same big picture all along. some people might see that their lives have almost caught up to them. some people may see what was there all along. and then there are those other people: the ones that run as far as they can so they don't have to look at themselves."
gossip girl, 1x10

"ah yes, the truth always comes out. it's one of the fundamental rules of time.  and when it comes out it can set you free, or end everything you've fought so hard for. another way the truth comes out - when you don't even mean it to, or when, without saying a word, it's still heard loud and clear. but the worst thing the truth can do? is when you finally tell it, it doesn't set you free, but locks you away forever."
gossip girl, 1x16

"with friends like these, who needs armies?"
gossip girl, 1x17

"look, we all think we're carolyn bessette. one day, john-john's out of the picture and we're happy just to have some guy who can throw around a frisbee." 
sex and the city, 1x9

Başka neler oldu neler bitti hatırlamıyorum. Ben de en iyisi kapanışı Gossip Girl'ün Rufus Humphrey'sinin 90lardaki grubu Lincoln Hawk'un şarkısıyla yapayım. Grup gerçek değil, ama şarkı hakkında internette hiçbir bilgi bulamadım. Eğlenceli bir şarkı ve kullanıldığı sahne için doğru bir seçim olmuştu. Zaten Gossip Girl'e dair en sevdiğim şey kullandıkları şarkıların sahneye cuk oturması. Daha verimli geçmiş bir mayıs 2016 raporunda görüşmek dileğiyle!:)

"Every time you walk away or run away
You take a piece of me with you there"

Meydan Okuma Son Gün

nereden aklıma estiyse şimdi bu gif :D
Neden blog yazmaya başladınız? Blog isminizin bir hikâyesi var mı?

Daha önce bir mim yazısında neden blog yazmaya başladığımdan bahsetmiştim. Meydan okumanın son günü şerefine biraz daha detaylı olarak yazıyorum.

Blog yazmaya 2008 yılında başladım. O zamanlar oynadığım oyunlarla, izlediğim çocuk filmleriyle ve dinlediğim şarkıcılarla bağlantılı olarak Blogcu'da birkaç blog keşfetmiş ve özenip hemen açmıştım. Çocukken de çok meraklıymışım belli ki. Şu an en ufak bir alakam olmasa da o zamanlar ilk sanal arkadaşlarım olan kişiler bana şablon tasarlamayı öğretmişti. Ben de ünlüler, oynadığım oyunlar ve şablon tasarımı üzerine pek çok blog açtım. Şimdi düşünüyorum da, çok keyifli zamanlardı. Sonra Blogcu yönetimi çok büyük bir hata yaparak kişisel şablon olayını kaldırdı. Böyle olunca 2012 yılında toplu şekilde Blogspot platformuna geçiş yaptık. 29 Kasım 2013'e kadar da Blogspot'ta birkaç blog açtım ama en son buraya yazmaya başladım.

Kitap Kuşu'nu açma sebebim o zamanlar bana çok yük olmuş sınav stresimi bir nebze de olsa azaltan kitapları burada paylaşmaktı. -Ne hikmetse kitap okuma hızım gittikçe düştü. Ama şimdilerde kendime söz verdim, yine eski hızımda kitap okumaya çalışacağım.- Blogumun adının hikâyesi ne yazık ki yok, almak istediğim isimlerin çoğu alınmıştı ve ben o zaman gördüğüm en popüler kitap bloggerı olan Kitap Hayvanı'na özenmiştim. Blogumun adına bayılmıyorum ama günün birinde aklıma güzel bir isim gelirse değiştirmem. Günlük şeklinde kullandığım bloguma o adı alırım, o kadar.

Meydan okuma da böylece biter... İlk 15 gün hiç kaçırmadım gibiydi, sonra ne olduysa oldu tutturamadım. Yine de bitirdim. Meydan okumadan hem yazarken hem de okurken çok keyif aldım. Zevkle okuduğumuz blogların sahiplerini daha yakından tanımış olduk bu vesileyle. Bunun için sevgili Saçaklı'ya kocaman teşekkürler. Bir başka meydan okumada görüşmek dileğiyle:)

10 Mayıs 2016 Salı

Meydan Okuma 21-29

Flickr
Meydan okumanın ikinci yarısına bir türlü yetişemedim. Yarın son :( Toplu olarak yanıtlıyorum bir kez daha.

21) Sizi güldüren 5 kelime ya da söz öbeğini listeler misiniz?
Listelerdim ama inanın gülmezsiniz. Bir arkadaşımla oluşturduğumuz hitap biçimleri, hepsinin bizde anlamı var, her seferinde de bunlara gülüyorum ama yazsam "Manyak mıdır nedir?" tepkisi alma ihtimalim çok yüksek.

22) Sahip olduğunuz en kıymetli şey nedir? Neden kıymetli?
Hiç düşünmeye gerek yok, ailem. Kıymetli çünkü bana olan sevgilerine güvendiğim tek kişiler onlar.

23) Yaparken heyecan duyduğunuz bir şeyden bahseder misiniz?
Plan yapmak. Her türlü şeyin planı hem de. Özellikle yolculuk rotaları hazırlamayı çok severim. Bu yüzden benimle dışarıda gezmeye çıkan insanlar çok şanslıdır diyerek biraz ego yapacağım:) Her türlü detayı düşünmeye çalışırım çünkü. Bir de kitaplığımı indirip kitaplarımı her seferinde farklı bir şekilde kategorileyerek geri dizmek, alışveriş yapmak, doğada yürüyüş yapmak, bisiklet sürmek var. Hobilerimin çoğunu büyük bir hazla yaparım zaten.

24) Şu an okumakta olduğunuz ya da son okuduğunuz kitap nedir?
Virginia Woolf'tan Mrs. Dalloway. Aslında kitabı bitirdim ama biraz daha gözden geçiriyorum çünkü okurken bazı kopukluklar yaşadım.

25) Favori Disney karakteriniz hangisi? Neden?
Ariel (The Little Mermaid), Belle (Beauty and the Beast), Mufasa (The Lion King), WALL-E (WALL-E), Ralph (Wreck-It Ralph) ve oyuncak olan tüm Toy Story karakterleri. Nasıl sevmem ki, hepsi bana güzel şeyler hatırlatıyor.

26) Ziyaret etmek istediğiniz 10 yeri sıralayabilir misiniz?
Ziyaret etmek istemediğim ülke sayısı sınırlıdır. Bu sebeple ziyaret etmek istediklerimin hangi birinden bahsetsem bilemiyorum. En çok İskandinav ülkelerini, Japonya'yı, Avrupa ülkelerinin neredeyse hepsini ve Arjantin'i görmek istiyorum.

27) Dağınık mısınızdır yoksa düzenli mi?
Takıntılı bir biçimde düzenliyim.

28) En sevdiğiniz 3 müzik grubu hangisi?
Franz Ferdinand, Tame Impala ve The Beatles. Ama bazen Beatles yerine The Smiths'i de söyleyebiliyorum. Bir de Sons of an Illustrious Father var :)

29) Korkularınızdan bahseder misiniz?
Yükseklik korkusu, rezil olma korkusu, hayallerini gerçekleştirememe korkusu, kilo alma korkusu ve güvenimin boşa çıkarılması korkusu.

Yetiştim de rahatladım. Yarın son kez meydan okumada buluşmak dileğiyle!

Captain America: Civil War (2016)

Yönetmen: Anthony Russo, Joe Russo
Senaryo: Christopher Markus, Stephen McFeely
Oyuncular: Chris Evans, Robert Downey Jr., Scarlett Johansson, Sebastian Stan, Anthony Mackie, Don Cheadle, Jeremy Renner, Chadwick Boseman, Paul Bettany, Elizabeth Olsen, Paul Rudd, Emily VanCamp, Tom Holland, Daniel Brühl, Frank Grillo
Süresi: 147 dakika
IMDb puanı: 8,5 (bu yazının paylaşıldığı tarihte)
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri

Kimseler sevmediği hâlde kullanılmaya devam edilen üç boyut sistemi ile bu filmi sonunda izledim. Bu yazımda fragmanda da yer alan spoilerları veriyorum ama siz yine de izledikten sonra okursanız daha iyi olur :)

1 Mayıs 2016 Pazar

Meydan Okuma 16-17-18-19-20

Epey geç kalmışım meydan okumaya. Mayısın ilk gününde beş günü birden yanıtlayarak hemen yetişiyorum.

16) Hadi bize el yazınızı gösterin.
Ders notlarımı tuttuğum defterlere baktığımda buraya atmaya utandım. Geçen senelerde bir defterime Matthew Arnold'un Dover Sahili şiirini yazmışım, yazımın en düzgün olduğu hâli sanırsam bu. Sağa sola hiçbir zaman yatık olmayan çok düz bir yazım var.

17) Burcunuz nedir? Sizinle uyumlu olan özellikler hangileri?
Toprak elementinden olan Başak burcuyum, yükselenim de Terazi. Yükselen burcumla uyuşuyor muyum bilmiyorum ama bence kendi burcumla epey uyuşuyoruz.

Her şeyi değerlendirir, ölçer, biçer ve düşünürler. Karar alacaklarsa da karşılaştırma yapmadan almazlar. Yaptıkları analizleri gerçekten ince eleyip, sık dokuyup yaparlar. Uygunsuz durumları, hızlı bir biçimde anlayabilir ve düzeltme çabası içerisine girerler. Tüm bunları Başak burcunu ayrıntıcı, takıntılı ve titizlik hastası gibi gösterebilir.
Aynen böyle. Meydan okumanın önceki günlerinde de hastalık derecesinde ayrıntıcı ve analizci bir insan olduğumu söylemiştim. Bir yerde Başaklar için "Kafanızın içi bile dağınık değil." dendiğini okumuştum, işte bu benim düzenliliğimin özetidir :) Mükemmeliyetçilik takıntım da ne yazık ki var. Bu da yanında yine burcumun özelliklerinden stresi getiriyor. Ayrıca Başak burcu en titiz ve düzenli burç olarak bilinir, benim için bu da çok doğru, ama bu düzenim ve titizliğim sadece ve sadece kendim için geçerli. Mesela kendi eşyalarım her zaman için tertemiz, yerli yerindedir ama aynı yeri paylaştığım insanların düzensizlikleri benim gözüme batmaz. (Batar da, bir şey yapma isteği duymam.)

İçli-dışlı olmayı sevmedikleri için, soğuk ve mesafeli bir görünüşleri vardır. İnsanlar konusunda, dış çevre konusunda her zaman duvarları vardır. Bu duvarları kendisi inşa eder ve arkasından şunu söyler: bir hapishane hayatı yaşıyorum.
İşte yine ben :) En yakınlarım ve hatta ailem de dahil olmak üzere tüm insanlara karşı belli bir mesafem var. Ama bu mesafenin olmasını ben istemiş olduğumdan dertlenmem çok da doğru olmaz.

Başak burcu insanları yaşları ilerledikçe sabit düşünceli ve monoton bir kişiliğe sahip olurlar. 
Gerçekten böyle, benim bir rutinim var ve bu düzenden şaşmak bana göre değil. Farklılıklara açık biri değilim. Yaşım ilerledikçe kim bilir nasıl sıkıcı olacağım :(

Duygusal anlamda nadir tepkiler gösterirler. Bu da diğer insanlar tarafından duygusuzluk olarak görülebilir. Ancak bu hiç de böyle değildir. Son derece duygu yüklü ve şefkatli bir insandır ancak bu konuda karşısındaki insana gerekli olan ilgiyi göstermez. Başak burcu için aşk yaşamsal bir risktir. Çünkü aşık olmak demek duyguların devreye girmesi ve mantığın ikinci plana düşmesi demektir. Aklı ve mantığı ile hareket eden Başak burçları için aşk, tehlikeli bir oyun olsa da zaman içerisinde aşkın verdiği mutluluk ile “keşke” leri “iyi ki” lere dönüşür.
Duygusuzluğa kaçan tepkisizliğim doğru, bu konuda da çok eleştirilirim. Ama son derece duygu yüklü biri değilim. Ama aşkı yaşamsal bir risk olarak görmem. Çünkü gerçekten duygularımla hareket etmediğim gibi "duygu yüklü" de olmadığımdan içgüdü olarak mantık çerçevesinde hareket ederim. Hiç âşık olmadığım için şu an son kısma "he he canım" diyorum şu an ama büyük de konuşmayayım. Sonuçta neler olacağı hiçbir zaman belli olmaz, hele ki böyle şeylerde :)

Kendisindeki tüm zayıf yönleri bilir. Kendisini ve karşısındakini eleştirir. Başaklar genellikle kendilerini hiç kimseye kullandırtmazlar, sınırlarını belirleyerek 'hayır' demesini bilirler.
Zayıf yönlerimi çok iyi biliyorum ve eleştirmeyi de çok seven biriyim. Yani bu da ben :)

Kuruntulu yapıları yüzünden her şeyi kafalarına takarlar ve kendilerini her hastalığa aday görürler. Mide hastalıklarına yatkındırlar.
Buna çok güldüm, çünkü tamamen benim bu :) Beni anlatan 10 şeyden biri mide rahatsızlıklarıdır. Bunun burçlarla alakalı olacağını düşünmemiştim.

Kendilerine yapılanları unutmazlar ancak küs bile olsalar sevdiklerinin yardımına ilk koşan onlardır. Başak burcu olup da bencil olabilen insan çok azdır ya da ona yeteri güveni telkin edememişsinizdir.
Daha iki üç gün önce yaptım aynısını. Çok gururlu bir insan olmama rağmen insanlar zor durumdaysa mutlaka destek olmaya çalışırım. Ama ben epey bencil biriyim, o konuda burcumla uyuşmuyorum demek ki.

Tutumlulukları bazen pintilik derecesindedir. Sanata ilgileri vardır. 
Sanata ilgim var ama ben tutumlu muyum, hayır. Sadece bir şeyi almayı kafama taktıysam her şeyden kısarak çok kısa sürede epey para biriktiririm, onu elde ettikten sonra savurganlığım geri döner.

Michael Jackson, Agatha Christie, Leo Tolstoy, Sophia Loren, Friedrich Nietzsche ünlü Başaklar arasındaymış.

18) Katıldığınız ilk konser hangisiydi?
Bu soruyu geçemiyor muyum ya? Sanırım Demet Akalın gibi birinin festivaldeki konseriydi çünkü.

19) Satın aldığınız son giysilerle birlikte bir fotoğrafınızı paylaşır mısınız?


Üzerimde daha iyi durması adına kendime bir hedef olarak pek bir revaçta olan bir "crop top" almıştım en son, bir de ehehe, 34 beden bir kot pantolon :)

20) Günün birinde nereyi ziyaret etmek ya da nerede yaşamak isterdiniz?
Ziyaret etmek istediğim gerçekten çok fazla yer var. Ama yaşamak istediğim yer Stockholm gibi bir İskandinav şehri. Ama ben eğer ileride imkanlarım müsait olursa farklı ülkelerde biraz biraz yaşamak istiyorum. Şimdilik zor görünse dahi güzel bir hayal işte.