26 Nisan 2016 Salı

Batman v Superman: Dawn of Justice (2016)

Yönetmen: Zack Snyder
Senaryo: Chris Terrio, David S. Goyer
Oyuncular: Ben Affleck, Henry Cavill, Amy Adams, Jesse Eisenberg, Diane Lane, Laurence Fishburne, Jeremy Irons, Holly Hunter, Gal Gadot
Süresi: 151 dakika
IMDb puanı: 7,2 (şu an için. filmin puanı sürekli olarak düşüyor)
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri

Gerekli bulduğum bir uyarıyla başlamam gerek, ben bu filmi beğendim. Metascore'unun 44 olmasının bu yapıma çok büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bana kalırsa Christopher Nolan'ın The Dark Knight üçlemesi çok sevildiği için böyle oldu. Bu filmden zevk almak adına öncelikle üçlemeyi bir süreliğine unutmanız gerekli. Çünkü Nolan'ın Batman filmlerinin teması gerçeklik üzerine, ancak bu filmde böyle bir kaygı yok.

Ben tarafımı sizlerle paylaşarak devam edeyim: Batman. Superman'e özel bir ilgim hiçbir zaman olmadı ve kendisine çok da bayılmam. Ama Batman'i çok severim. İzlediğim tüm Bruce Wayne/Batman performansları arasında en beğendiğim de Ben Affleck'inki oldu. Filmde artık yıllardır suçla savaşın yorgunluğunu, huysuzluğunu ve ruhsal çöküşünü üzerinde taşıyan orta yaşlı bir Bruce Wayne çıkıyor karşımıza. Ben Affleck de bunu bana tamamen hissettirdi. Oyunculuğunu çok başarılı bulmuyor olsam da Superman karakterine de Henry Cavill'i yakıştırıyorum. Genel olarak çok beğenilmediğini gördüğüm Lex Luthor (Jesse Eisenberg) benim için filmdeki en iyi şeylerden biriydi.

Başroller haricindeki oyuncuları genel olarak beğendim. Wonderwoman olarak Gal Gadot dört dörtlük bir seçim olmuş. (bu arada THY'nin sponsorluk yapmış olduğu filmdeki uçak sahnesi de kendisine ait) Zihnin Arka Sokakları'nın yorumunda okuduğum bir tespiti sizlerle paylaşmak istiyorum. Filmde Wonderwoman'ın ismi bile geçmiyor. Sadece kendisi de değil, iki tane önemli cameo var ve onlardan da bahsedilmiyor -Flash ve Aquaman- Bu evrene çok da ilgi duymayanlar veya dikkat etmeyenler büyük ihtimalle fark edemedi bile. Geçiş filmi niteliği taşıdığı için çok da şey söylemiyorum ama bu gerçekten önemli bir noktaydı.

Film uzun ama izlerken vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Ama zaten en önemli kusuru bu değil, kurgusu. Film, seyirciyi yoracak bir kopuklukta ilerliyor. Her ne kadar iyi bir senaryosu olsa da oradan oraya geçişler yapıldığından doğal olarak kafanız karışabiliyor. Ben filmi iki kere izleme şansı buldum ve ilk izlediğimde fark edemediğim onlarca şeyi ikinci izleyişimde görebildim. En sevmediğim şeylerden biriyse Amerikan başkanının nükleer bombayı atmaya karar verdiği sahneydi. Bu kadar kolay mı o işler demedim değil.
Müziklerse sahnelerin tam da ihtiyaç duyduğu şekilde, hepsi birbirinden iyi. Hans Zimmer ve Junkie XL isimlerine burada yer vermem gerekir, çünkü harika bir iş ortaya koymuşlar.

Filmin bu kadar yerilmesini mantıklı bulmuyorum, o kadar da değil diyorum. Mükemmel bir şaheser olmasa dahi ortalama süper kahraman filmlerinin epey üstünde. Ayrıca bir başlangıç filmi daha, eğer devam filmlerinde hatalar devam ederse yergilere kesinlikle hak vereceğim. Ama şu an değil.

İnternette çoğu değerlendirme yazısında, film beğenilmese dahi çizgi romanlara sadık kalınmış olması takdir ediliyor. Okumadığım için şu an yorum yapmam mantıklı olmaz ancak filmi izlerken ben de karşımda bir çizgi roman varmış gibi hissedebildim. Hatta ve hatta izlemekten keyif aldım.

Genel seyircisine kendini sevdiremedi ama izlemediyseniz bir şans vermeye değer.

Sonradan gelen not: Twitter'da @umutiryakii açıkladı, film aslında 3 saatlikmiş. 16 Temmuz'da satışa sunulacak olan Bluray versiyonunda tamamını izleyebileceğimiz zaman filmdeki kopukluklar da çözülecek diye umuyorum. Kendisine buradan da bir kez daha teşekkürler! :)

Meydan Okuma 15. Gün

Warren Photographic
Favori mevsiminiz hangisi? Neden?

Benim sevmediğim mevsim yok. Her mevsimin artı yönlerini seviyorum, eksi yönlerini de elimden geldiğince kabulleniyorum (Yaz aylarında biraz tereddütlüyüm çünkü bunaltıcı sıcaklar, ter kokuları ve her yerin korkunç kalabalıklığı vs. çok kabullenemiyorum aslında) Ama sonbahar ve ilkbahar mevsimleri benim favorilerim diyebilirim.

İstanbul'da sonbaharda her yer baharın renkleriyle dolu olmaz ama doğayla iç içe olabileceğiniz yerlere giderseniz renkler öyle güzel ki bakmaya doyamıyorum, bir yandan da sürekli fotoğraf çekmek istiyorum. Yağmurun yağması da hoşuma gidiyor, içeriden izlemek gerçekten keyifli. Çok şiddetli değilse yağmurun altında ıslanmak daha da keyifli. Dışarıdaki kapalı hava, yağmur, evinizden manzaranız varsa manzara ve güzel renkler benim çalışmalarımda da beni daha üretken kılıyor. Bir yandan kendimi dizilere, filmlere, kitaplara verebiliyorum bir yandan da sorumluluklarımı yerine getirebiliyorum. Bir de giyim kuşam açısından en beğendiğim sezon sonbahar :) En mutlu olduğum mevsimlerden biri kesinlikle.

İlkbaharı havalar çok sıcak olmadığı, ılık olduğu takdirde seviyorum. Şehir kalabalıklaşmaya başlıyor ama bende sürekli bir gezme isteği de oluyor, hatta ve hatta kalabalığa katlanabiliyorum. Katiyen verimli ders çalışamıyorum, bir şeyler yapamıyorum ama yine de çok mutlu hissediyorum. Mevsimin geçişiyle psikolojik olarak daha pozitif düşündüğümden sanırım. İlkbaharın gelişi de gerçekten güzeldir ama. Özel temizlik bile yapılır :)

Meydan okumanın yarısı bitmiş bile. Günler ne çabuk geçiyor, değil mi?

25 Nisan 2016 Pazartesi

Game of Thrones 6. Sezon 1. Bölüm İnceleme

Sonunda epey uzun bir bekleyiş sona erdi. 6. sezonun ilk bölümünü izlemediyseniz kesinlikle okumayın derim.

Bildiğiniz üzere dizi artık kitaplardan bağımsız hareket ediyor. Bu yüzden kitapları okusak dahi neler olacağını tam olarak kestiremiyoruz. Zaten zilyon tane fan teorisi var ve hayranlar da deli gibi bunları okuyorlar, teoriler de popüler kültür içerisinde yer ediniyor. Bu yüzden hem George R. R. Martin'in hem de dizi ekibinin fan teorilerinden çok çektiğine eminim. Malumunuz beklenmedik şeyler yapmayı istiyorlar. Bir de yapımcılar bu sezonun en iyi sezon olduğunu pek çok kez belirttiler, umarım gerçekten öyle olur.

Meydan Okuma 14. Gün

Özel bir yeteneğiniz var mı?

Meydan okumanın sorularına ilk defa göz attığımda zorlanacağımı düşündüğüm soruların başında bu geliyordu. Çok yetenekli veya becerikli bir insan sayılmam, bir de özel bir yetenek sorunca... Dün akşam düşünürken iyisi mi ben çok yakın bir arkadaşıma sorayım dedim ve utanarak söylüyorum ki aldığım cevap: "Gördüğüm en iyi stalkersın, budur herhalde." oldu :/

Stalking fiilini Türkçe olarak gizlice takip etmek, izlemek vs. şeklinde açıklanabilir. Nasıl yapıyorum inanın bilmiyorum ama bir insan hakkında küçük bir bilgi verildiğinde ben istediğim takdirde geçmişini önünüze serebiliyorum. -İlla insan olacak değil tabii.- "Ne gereksiz işler bunlar ya!" diyorsanız ne yalan söyleyeyim haklısınız. Ama inanın bazen inanılmaz işe yarıyor bu yetenek. Hele bu konuda sizin gibi iyi arkadaşlarınız varsa işbirliği yaparak çevrenizde olan pek çok olayı çözebiliyorsunuz :) Bence siz bu işlere uzaksanız hiç bulaşmayın ama. Sonra bağımlılık yapıyor.

Gönül isterdi burada yazabileceğim ilginç yeteneklerim olsun ama ben pek iyi değilim bu konularda. Bir haftada bir iki sezon dizi izlemeyi yetenek olarak sayabilirsek onu da söyleyebilirim gerçi.

24 Nisan 2016 Pazar

Meydan Okuma 13. Gün

Favori şiiriniz ya da sizin için anlamı olan bir şiir var mı?

Olmaz mı? Ama iki taneler ve ben aralarında en çok hangisini sevdiğimi seçemedim.

yalnızlığı denemek

gecenin ortasında ne işin var
yıldızlara dokunma yanarsın
bak birazdan ay da batacak
karanlık bulaşmasın ellerine
tersin döner yolunu bulamazsın

içi dışı uzay tozu yansımalar
sahi mi yalan mı anlayamazsın
bir rüya gemisi iskele sancak
dokunup geçiyor hayallerine
ağlayasın gelir ağlayamazsın

sevmek insanın yüreği kadar
küçükse büyüğünü taşıyamazsın
yalnızlığı da dene oldu olacak
nasıl yankılanır derinden derine
iyi midir kötü müdür çıkaramazsın

insanı ancak kendisi tamamlar
içinde başka dışında başkasın
eksiğin fazlana elbet bulaşacak
öbürü sığacak bunun derisine
yoksa sabaha sağ çıkamazsın

- Attilâ İlhan


Babacığım

yapma, yapma.
artık o siyah ayakkabı yok,
içinde bir ayakmışım gibi yaşadığım,
30 yıl boyunca, sefil ve beyaz
nadiren nefes almaya ya da hapşurmaya cesaret edebildiğim.

babacığım, seni öldürmek zorundaydım,
ben buna zaman bulamadan sen öldün-
ağır mermerden, koca bir çanta dolusu tanrı-
gri bir tırnağı olan iğrenç bir heykelsin
san fransisco fok balığı gibi devasa

ve o tuhaf atlantik sularındaki başın
fasulye yeşili dökerdi
güzelim nauset açıklarına.
tanrıya dua ederdim iyileştirsin diye,
seni, ah..

alman diliyle,
savaş, savaş, savaş
silindirlerinin yerle bir ettiği 
bir polonya şehrinde
bu şehrin adını herkes bilir
polonyalı arkadaşım öyle diyor

bir iki düzine kadar varmış.
bu yüzden nereye ayak bastın, nereye kök saldın
hiç bilemem
seninle hiç konuşamadım ki
damağıma yapışıp kaldı dilim

dikenli tellere takılıp kaldı
ich, ich, ich.
çok zor konuşabiliyordum
her alman'ı sen sanırdım
hele o korkunç dilin

bir lokomotif,
beni bir yahudiymişim gibi alıp çuf çuf götüren bir lokomotif,
dachau'ya, auschwitz'e, belsen'e...
yahudiymişim gibi düşünmeye başladım,
sanırım pekala bir yahudi de olabilirim.

tyrol'ün karları
viyana'nın berrak birası
hiç öyle saf ve ya dürüst değildir.
çingene atalarım, tuhaf kaderim
ve tarot kartlarımla, tarot kartlarımla
belki biraz yahudi olabilirim.

her zaman senden korktum
hava kuvvetlerinden, lafı ağzında gevelemenden
o düzgün bıyığından
ve o aryan gözlerinin parlak mavisinden
seni tankçı, tankçı...

tanrı değil, bir gamalı haçsın sen
hiç gökyüzüne geçit vermeyecek kadar karasın
her kadın bir faşiste aşık olur
yüzüne inen tekmeyle, kaba,
senin gibi kaba birinin kaba kalbine.

kara tahtanın önünde duruyorsun, babacığım
bendeki fotoğrafında
ayakların yerine çenen ikiye ayrılmış
ama bu yüzden daha az şeytan sayılmazsın, hayır.
az mı şeytansın sen siyah adam,

küçük kırmızı kalbimi ısırıp ikiye ayıran?!
seni gömdüklerinde ben on yaşındaydım
yirmi yaşımdaysa ölmeyi denedim
ve sana dönmeyi, dönmeyi.
kemiklerim bile bunu yapar sandım.

ama beni kefenimden çıkardılar,
tutkalla geri yapıştırdılar parçalarımı
ve o zaman ne yapmam gerektiğini öğrendim,
bir modelini yarattım senin,
karalar giymiş bir adam, meinkampf bakışlı

eziyet etmeye ve uçkuruna düşkün
ve sonra evet dedim ki: evet, evet.
babacığım, işte böyle, sonunda bitirdim.
kara telefon kökünden kesildi,
soluncansı sesler artık iletilemez.

bir adam öldürdüm, ikincisini de;
sen olduğunu söyleyip
bir yıl, doğrusunu istersen yedi yıl,
boyunca kanımı emen vampiri de.
babacığım şimdi geri yatabilirsin.

tombul siyah kalbine saplanmış bir kazıkla.
köylüler bile hiç hoşlanmadılar senden
şimdi üzerinde dans edip tepiniyorlar.
sen olduğunu hep biliyorlardı.
babacığım, babacığım, seni piç kurusu,
seninle işim bitti!

- Sylvia Plath

Sürekli olarak şiir okuyan bir insan değilim ama şiirleri severim. Özellikle yazıldıkları dilde incelenmeleri gerekir, bir de her şiirde anlatılan kolay kolay anlaşılamaz ne yazık ki. Bu yüzden şiirleri tekrar tekrar okuyarak farklı anlamlar çıkarmaya, şairin ruh halini tahlil etmeye bayılıyorum. Ama en sevdiğim şeyse bir şiirde kendi hislerime tercüman olmuş dizeleri okumak olmuştur her zaman için. Bu iki şiir de epeydir en sevdiklerim, en anlamlı bulduklarım. Ancak Sylvia Plath'in küçük yaşta kaybettiği babasına karşı tüm hislerini dökmüş olduğu Babacığım'a karşı ayrı bir zaafım var. Yukarıda kendi sesiyle okumuş olduğu bir videosunu paylaştım, mutlaka dinlemenizi tavsiye ederim.

*Bir not olarak düşmem gerekir ki Babacığım şiirinin çevirisi Ekşi Sözlük yazarı sister blister'a ait.

Guardians of the Galaxy & Avengers: Age of Ultron & Ant-Man

Guardians of the Galaxy (2014)
Yönetmen: James Gunn
Senaryo: James Gunn, Nicole Perlman
Oyuncular: Chris Pratt, Zoe Saldona, Dave Bautista, Vin Diesel, Bradley Cooper, Lee Pace, Michael Rooker, Karen Gillan, Djimon Hounsou, John C. Reilly, Glenn Close
Süresi: 121 dakika
IMDb puanı: 8,1
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri

Iron Man 3, Thor: The Dark World ve Captain America: The Winter Soldier filmlerini yorumladığım yazıyı paylaşalı iki buçuk aydan fazla zaman geçmiş. İşte tam o zamandan beri ben bu filmi izlemeye çalışıyorum. Filmi başlatırım; hard disk çıkar, televizyon bozulur, sınavlar başlar, şu olur, bu olur derken kendi çapımda bir film izleme rekoruna gitmişim.

Konusuna hiç girmeyeceğim ama çok klasik bir konuya sahip olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Senaryoda sırada neler olacağını tahmin etmek hiç zor değil. Ama filmdeki esprili hava insanı güldürüyor. Görsel efektler ve kostüm-makyaj konusunda sürpriz olmayarak çok başarılıydı. Oyuncu seçimlerini de çok beğendim, karakterler kendilerini sevdiriyorlar. Marvel Studios filmlerini çerezlik buluyorum, bu da onlardan biri ama diğerlerine göre çok daha iyi olmuş.

Müzikleri öyle güzeldi ki Peter Quill'in walkmaninde çaldığı Awesome Mix vol.1 listesi albüm olarak çıktı ve zirvelere oynadı. Peter'ın annesinin gençliğinde dinlemekten zevk aldığı pop klasiklerinden oluşan şarkıları sevmemek imkansız, zaten çoğunu biliyoruz. Filmde en sevdiğim yerlerden biri de müzikleriydi.

İkinci filmi yoldaymış, 2017 yılında vizyona girmesi bekleniyormuş. Heyecanla bekliyorum.

Avengers: Age of Ultron (2015)
Yönetmen: Joss Whedon
Senaryo: Joss Whedon
Oyuncular: Robert Downey Jr., Chris Hemsworth, Mark Ruffalo, Chris Evans, Scarlett Johansson, Jeremy Renner, James Spader, Samuel L. Jackson, Don Cheadle, Aaron Taylor-Johnson, Elizabeth Olsen, Cobie Smulders, Anthony Mackie, Hayley Atwell
Süresi: 141 dakika
IMDb puanı: 7,5
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri

Şimdi düşündüm de, filmler genel hatlarda birbirlerine benzediklerinden çok da fazla söyleyecek şey bulamıyorum. Neler olacağını tahmin etmek zor değil. Doğal olarak kötüler değişiyor, bu filmdeki kötü bir yapay zeka olduğundan çok daha ilgi çekici. Scarlet WitchQuicksilver ve Vision ile bu filmde tanışıyoruz.

Ama film eğlenceliydi bu yönü de film için avantajlıydı. Espriler hoşuma gitti. Aksiyon sahnelerine artık alıştığımdan çok inanılmaz gelmiyor, gayet standarttı. Filmin genel havası ortalamaydı.

Ant-Man (2015)
Yönetmen: Peyton Reed
Senaryo: Edgar Wright, Joe Cornish, Adam McKay, Paul Rudd
Oyuncular: Paul Rudd, Michael Douglas, Evangeline Lilly, Corey Stoll, Bobby Cannavale, Anthony Mackie, Judy Greer, Abby Ryder Fortson, Michael Peña, David Dastmalchian, Hayley Atwell, John Slattery
Süresi: 117 dakika
IMDb puanı: 7,4
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri

Neredeyse her süper kahraman filminde gördüğümüz karaktere derinlik kazandırma olayı bu filmde de Scott'ın kızına olan sevgisi şeklinde vardı. Ama yine neredeyse her süper kahraman filminde olduğu üzere bunda da vasat bir şekilde işlenmişti. Ama filmin hakkını yemiyorum, çok eğlendim. Marvel'ın birbirinin aynı filmlerinden öğk gelmişken bu film çok iyi geldi. Gerçekten keyif aldığım iki saat geçirmiş oldum. Hiç sıkmamasının yanı sıra Avengers göndermeleri, eğlenceli espriler ve Paul Rudd etkenleri epey üste çekti filmi.

Marvel Studios'un film evreninde şimdiye dek yayınlanan tüm filmleri bu yazı ile sonunda bitirmiş bulunuyorum :) Daha izlemem gereken onlarca çizgi roman uyarlaması film var ama bu aralar süper kahraman görmeye gerçekten takatim kalmadı...

23 Nisan 2016 Cumartesi

Rıfat Ilgaz - Hababam Sınıfı

Yazarı: Rıfat Ilgaz
Sayfa sayısı: 492
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları/Çınar Yayınları

7 Mayıs 1911, Rıfat Ilgaz'ın doğum günü. 7 Mayıs 2011'de tam 100 yaşında oldu babam. Okurları ona "Koca Çınar" diyor. Kolay değil tam 100 yıldır yaşıyor olmak...
Rıfat Ilgaz, eğitimsiz bir toplumda yaşayan bireylerin şiddet ve baskı kullanarak hedeflerine varmak isteyeceklerini vurgulardı her zaman. Sanata, kültüre ve eğitime önem veren toplumların çağdaş olabileceğine inanırdı. Sanatçı onun için toplumun yol göstericisiydi. Bu yüzden, kendi deyimiyle "gözü toplumda, kulağı halkta"ydı. O, benim için bir baba olmaktan öte, bilge bir kişiydi. Bugün bile bu yönünün az bilindiği düşüncesindeyim.
Edebiyatın her türünde ürün vermiş olan Rıfat Ilgaz'ın 70'e yakın yapıtı var. Şiir, roman, öykü, tiyatro oyunu, çocuk kitapları, anı, makale... Yazarlığının yanı sıra dergici, basın şeref kartı sahibi bir gazeteci ve dizgiciydi de.
Bugüne kadar milyonlarca kitabını okurlara ulaştırdığımız Rıfat Ilgaz'ın 100. doğum yılında, onun tüm yapıtlarını yeniden ele almak ve daha geniş kitlelere ulaştırmak için Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları ile el ele verdik. Onun sıcaklığını sizlere birlikte taşıyacak ve son sözünü yerine getirmeye devam edeceğiz...
Aydın Ilgaz (arka kapaktan)


Kitap fuarında Rıfat Ilgaz'ın oğlu Aydın Ilgaz'a denk gelmiştim, kendisiyle bir süre sohbet etmiştim ve o esnada imzalatmak için de bu kitabı almıştım. Pek çok kişi için olduğu gibi benim için de Hababam Sınıfı çok değerli. Nasıl olmasın ki? İlk izlediğimiz zamanın üzerinden kim bilir kaç zaman geçti, kim bilir kaç kez o şakaları izledik ama hala izlediğimizde gülebiliyorsak, yeni nesiller de gülebiliyorsa bu tartışmasız bir şekilde çok değerli bir şeydir. Filmlerin uyarlanmış olduğu bu kitap aslında Rıfat Ilgaz'ın Stepne takma adıyla yazarlık yaptığı Dolmuş dergisinde hazırladığı Hababam Sınıfı öykülerinin birleştirilmiş hâli.

22 Nisan 2016 Cuma

Batman Part 2: Christopher Nolan ve The Dark Knight

Batman Forever (1995) ve Batman & Robin'in (1997) uyandırdığı büyük hayal kırıklığından sonra Warner Bros., 2003'te yeni Batman filmini Christopher Nolan'a emanet etti. Eleştirel açıdan en beğenilen filmler de tartışmasız bir şekilde Nolan'ın bu üçlemesi oldu. Kendisi gerçekçiliği esas alarak daha karanlık, daha gerçek ve daha dramatik bir üçleme yaratmaya çalıştı. Nitekim oldu da. Diğer filmlerde Bruce Wayne'den ziyade kötü karakterlere yoğunlaşıldığı kanısında olduklarından bu üçlemede Bruce'a yoğunlaşıldı. -Yine de The Dark Knight filminde Joker ön plana çıktı-

Batman Begins'te küçük yaşında anne ve babası gözleri önünde öldürülen Bruce Wayne'in yaşamındaki birtakım olaylardan sonra Batman olması anlatılıyordu. Ele alınan tema da korkuydu. Kötü olarak karşımıza Scarecrow çıkıyordu.

The Dark Knight'ta Batman'in baş düşmanı Joker çıkıyordu ve kaos üstüne kaos yaratıyordu, bundan bir süre sonra da Two-Face bir başka kötü olarak ekranlara geliyordu.

The Dark Knight Rises'ta ise 8 yıllık acı dolu bir aradan sonra Bane'in ortaya çıkışıyla geri dönen Batman anlatılıyordu.

Meydan Okuma 11-12

Biraz da zayıf yönlerinizden?

Çok utangaç ve içine dönük biriyim öncelikle. "Ben seni başta hiç sevmemiştim, çok soğuk bulmuştum ama aslında çok iyi biriymişsin." kişisi benim. Bir ortama yeni katılmışsam ağzımı bıçak açmaz. Bazen bir mekana gittiğim zaman görevlilere soru sormaya bile çekinirim, kafamda 500 kere tekrarlamam gerekir. Çok detaycı ve özellikle kendimi eleştirebilen birisi olmama rağmen karşıdan birinin beni eleştirmesine asla gelemiyorum. Hatta bildiğiniz kırılıyorum, günlerce eleştirildiğim konuyu düşünüyorum. Birinin beni kırması çok kolaydır ama genelde karşı taraf bunu çakmaz bir de. Reddedilmekten, geçiştirilmekten, aklınıza gelebilecek her şeyden kırılma payı çıkarıyorum kendime yahu. 

Biraz da kıskanç birisiyim ama maddi açıdan değil. Bencil veya paylaşamayan demek daha doğru olur bu yüzden. Sevdiğim insanların da en çok beni sevmesini istiyorum. Çok da sabırsızımdır. Sesimi çıkaramadığım ortamlarda problem olmuyor ama yakın çevrem bu sabırsızlığımdan neler çekti :(

Bir de dizilerde, filmlerde biraz hüzünlü bir sahne olsun hemen ağlarım. Bakınız bu kendi hayatımda olmaz ama ekran karşısında her türde filmde/dizide sık sık ağladığım görülmüştür. Sinemaya peçetesiz gitmiyorum sırf bu yüzden.

İlk arabanız neydi? Peki ya şu an kullandığınız araç?

Biraz açgözlülük olacak ama ben şimdiden yarınki soru hakkımı da kullanıyorum. Bunun sebebi şu ana dek hiç arabamın olmaması. O sebeple bu soruyu hemen geçmiş olayım. Arabam olsaydı da çok süper bir şey olmasına gerek yok canım, bir Lamborghini yeter :P

21 Nisan 2016 Perşembe

Meydan Okuma 10. Gün

Bize biraz da güçlü yönlerinizden bahsedebilir misiniz?

Kararlıyım. Her ne olursa olsun bir konuda bir karar almışsam o kararımdan dönmem. Ama bu özelliğimi seven tek bir insan tanımıyorum hayatımda. Kararlılığım pek çok hedefime ulaşmamı sağladı ama kötü bir huy olarak, bir zamanlar çok değerli olan o hedef ulaşılabilir olduğunda benim gözümde değerini yitirir.

Hafızam kuvvetlidir ve gözlerim 5 numara miyop olmasına rağmen detayları çok rahat fark ederim. İletişim kurduğum insanın gözlerinden, araba aynası/camından vs. pek çok şeyden çevremi çok rahatça izlerim. -Bu özelliğimi çok sevdiğim bir arkadaşımdan kazandım- Bir de çok çok iyi rol yapabiliyorum. Hiç hafife almayın, bu konuda gerçekten kendime şaşırıyorum bazen. 

Güçlü bir yön sayılır mı bilmiyorum ama aklıma son olarak bir şey daha geliyor. Ben kafamda sürekli olarak olasılık hesaplamaları yaparım. Matematiksel olasılıklar değil, geleceğim açısından olumlu olumsuz aklıma gelen her olasılığı düşünür ve onlara hazırlıksız yakalanmamaya çalışırım.

Meydan okumada 10 gün devrilmiş. Hoş, ben katılalı birkaç gün oluyor :) Tüm sorulara gitmek için tıklayın.

20 Nisan 2016 Çarşamba

Meydan Okuma 9. Gün

Hangi alanda iyi olmak isterdiniz?

İyi olmak istediğim alanların başında kendimi bildim bileli resim geliyor. Daha doğrusu çizim yapabilmek. Güzel resim çizmek için belki belli başlı eğitimler almanız elbette gerekli ancak o yetmiyor. İlla ki bir yeteneğiniz olmak zorunda. Ve benim yeteneğim çöp adamlarla sınırlı :(

Bazenleri zihnimde resim çizdiğimi hayal ediyorum, canlandırıyorum, çok hoşuma gidiyor. Keşke gerçekte de yapabilsem o hayal ettiğim çizimleri demeden edemiyorum. Çevremde çok iyi resim çizen insanlar var -kimisinin kariyeri bunun üzerine kurulu/kurmayı düşünüyor- ve onları öyle kıskanıyorum ki. Çizdikleri inanılmaz şeyleri görünce içim gidiyor.

Bunun yanı sıra tam bir sözelci olduğum için sayısal alanlarda daha başarılı olmayı da dilerdim. Ama bu konuya pek de takılmadığımı söylemek zorundayım :)

Meydan okumadaki sorular pek bir keyifli ama yanıtlamak akşam tam da yoğun olduğum saatlerde aklıma geldiği için üzerine pek düşünmeden hızlı hızlı yanıtlıyorum soruları. Biraz daha özenli yanıtlasam daha güzel olacak :) 10 gün olmuş neredeyse. Bu arada meydan okumanın tüm sorularına gitmek için tıklayın.

19 Nisan 2016 Salı

Meydan Okuma 7.-8. Günler

7) Yatarken ne giyersiniz?

Pek çok insan gibi pijama giyerim. Bazen de pijama altımın üzerine sadece evde giydiğim eski tişörtlerden giyerim.

8) Sizi gülümseten bir şeyleri bizimle paylaşır mısınız?

george r. r. martin & ryuk
Telefonumda beni güldüren çok eğlenceli görseller var ancak telefonumu bir türlü bilgisayara bağlayamadım. Bilgisayarda da bunu buldum hazır Game of Thrones da başlamak üzereyken. Çok özledim diziyi, başlasın artık efendim :)

17 Nisan 2016 Pazar

Batman Part 1: Burton ve Schumacher

Batman (1989)
Ben süper kahraman evrenlerine çok ilgi duyan biri değilim. Bilen bilir, bu seneye dek o çok sevilen Marvel filmlerini dahi izlememiş insanım. Ama çocukluğumdan beri hayranlık duyduğum iki tane süper kahraman var: Batman ve Spider-Man. Şu an Spidey'yi eskisi kadar sevmiyorum ama Batman öyle mi? Çizgi romanlarını okumadım ancak elimden geldiğince ekranlardan takip ettim kendisini.

Batman'in ilk uyarlama filmleri 1943, 1949 ve 1966 tarihlerinde çıkmış ve yine 1966'da 3 sezonluk bir de televizyon dizisi yapılmış. Ben bunları izlemedim, Batman ile tanışmam da muhtemelen çizgi filmleri sayesinde oldu. Ama sinema açısından Batman ile Christopher Nolan ve Tim Burton sayesinde tanıştım. Nolan'dan önümüzdeki günlerde yayınlayacağım yazımda bahsedeceğime göre sadede geleyim.

Gotham City
Batman karakteri tipleme olarak gözümde oldukça karanlık biri ve ona dair en sevdiğim şey de bu yönü. Bu karanlık tiplemeyi tam da hayal ettiğim şekilde karşıma çıkardığı için Tim Burton'ın yönettiği 1989 yapımı Batman ve 1992 yapımı Batman Returns benim için izlemenin en keyifli olduğu yapımlar. Gotham denilince aklıma gelen tamamen Burton'ın seyirciye sunduğu yer. Zaten kendisinin özellikle o yıllardaki yapımlarıyla oluşturmuş olduğu imajı her iki filmde de kendini ortaya koyuyor.

Michael Keaton: Bruce Wayne/Batman
Michael Keaton'ın Bruce Wayne/Batman performansı her zaman için tartışılmıştır. Kimi kesim için en iyisi oydu, kimisi için kendisi çok donuktu, kimisi için karanlık. Ama bu gözler öyle Bruce Wayneler gördü ki! Ben Affleck'i izleyene dek en iyi Bruce Wayne/Batman performansının kendisine ait olduğunu düşünen taraftaydım ben. Ayrıca şu an için ikinci sırada olsa da hâlâ yadsınamaz bir performans sergilemiş olduğu düşüncesindeyim.

İlk filmde kötü karakter olarak karşımıza muhteşem performansıyla Joker olarak Jack Nicholson çıkıyordu. İzlediğim en başarılı kötü karakter performanslarından biri olduğunu hiç çekinmeden söyleyebilirim. Konu olarak Gotham'ın ve dünyanın Batman ile tanışmasını ele almıştı. Bu esnada Bruce Wayne de kalbini Vicki Vale'e kaptırmıştı.

İkinci filmdeyse kötü karakterler birden fazlaydı. Danny DeVito Penguen olarak, Michelle Pfeiffer Catwoman/Selina Kyle olarak karşımıza çıkmıştı. Ek olarak Christopher Walken kötü bir karaktere hayat vermişti. Zannımca Batman Returns hikaye ve kurgu olarak çok daha iyiydi. Her iki film de görsel şölendi bir kere. Oyuncular çok başarılıydı, hatta Michael Keaton'dan rol çaldıkları çok oldu. Müziklere girmiyorum bile. Uzun lafın kısası bu iki muhteşem film için Tim Burton'a ve görüntü yönetmenleri Roger Pratt ile Stefan Czapsky'ye teşekkür ediyorum buradan. Şu anki Batman fanatizmimi bu iki şaheser niteliğindeki uyarlama filme borçluyum. Elbette dolaylı olarak da kendilerine :)

Meydan Okuma 6. Gün

moda'da bir evin penceresinden
Evcil hayvan olarak ne beslemek isterdiniz?

Hiç düşünmeden cevaplayabilirim ki soldaki fotoğrafta gördüğünüz gibi bir köpeğim olmasını çok isterdim.

Genel olarak hayvanları severim. Bir hayvana özel olarak sevgi beslemiyor olsam dahi onun da en az benim kadar yaşama hakkının olduğu bilincinden çıkmamaya çalışıyorum. Ama köpekleri çok ayrı seviyorum, keşke şartlar müsait olsa da evde bir köpeğim olsaydı.

Şartların uymamasının en büyük sebebi zaten kalabalık bir ailemizin olması. Evin bazen bize yetmediği oluyor :) Gerçi kocaman bir evimiz olsa da evin içerisinde köpeğin gezinmesini ailemin isteyeceğini sanmıyorum. Özellikle annem köpeklerden çok korkar :) Bu şartlar uysaydı ve köpeğim olsaydı yine de sıkıntı çekerdim, çünkü yaşadığım yerde köpeğinizi parka çıkarabileceğiniz doğru düzgün bir alan yok.

Umarım ileride şartlar müsait olur ve benim de bir köpeğim olur.

Bu arada fotoğrafı bu yıl mart ayının başlarında Moda'da çekmiştim. Yanlış hatırlamıyorsam giriş kattaki bir camdaydı bu köpek. Fotoğrafını çekmek isteyen herkese tek tek poz vermişti resmen, şaka yapmıyorum. Çok da sevimliydi gördüğünüz üzere :)

16 Nisan 2016 Cumartesi

İlk Meydan Okuma (1.-5. Günler)

Saçaklı'nın Not Defteri blogunda bence çok keyifli olan bu meydan okumayı yayınlamış birkaç gün öncesinde. Müdavimi olduğum bloglarda da görünce biraz da kendimi tutamayarak hemen yanıtlamak istedim. Umarım sonunu getirebilirim, yetişmek için 5. güne kadar hepsini yanıtlayacağım.

1) Müzik listenizdeki ilk 10 şarkıyı paylaşın. Dinlerken nasıl hissediyorsunuz?

Müzik listemi karışık çalarak karşıma çıkan 10 şarkıyı paylaşıyorum sizlerle.

1) Sia - Asrep Onosim: Bu şarkıyı dinlerken ne hissediyorum inanın ben de bilmiyorum. Dinlerseniz hak verirsiniz belki:p

2) Hans Zimmer & Junkie XL - Is She with You?: Müzik listeme yeni giren bir çalışma bu, Batman v Superman: Dawn of Justice filminden. Filme dair en güzel şeylerden biri çünkü bu müziğin girdiği sahnelere destansı bir hava katıyor. Beni de acayip havalara sokuyor doğrusu :)

3) Amy Winehouse - Valerie (BBC Radio, 2007): Dinlemeyi en çok sevdiğim versiyonu bu. Açtığım her seferinde farklı şeyler hissediyorum, rahmetli çok güzel söylemiş.

4) Sixto Rodriguez - Crucify Your Mind: İyi ki karşıma çıktı bu şarkı, uzun zamandır Rodriguez dinlemediğimi fark ettim. Kendisinin şarkı sözleri şiir, müziğiyse ilaç gibi. Bu şarkı da en sevdiklerimden biriydi.

5) Mia Doi Todd - Spring: Sözlerini bırakıyorum, nasıl hissettiğimi anlarsınız zaten :)
Break all my bones
I'll learn to walk again
Break all my bones
I'll learn to dance again
Here comes the springtime
April rains bring May blooms
Here comes the timechange
Green lawns and long afternoons

Wipe off all my charms
I'll learn to fly again
Wipe off all my charms
I'll learn to breathe underwater again
Here comes the springtime
Daffodils in Easter hats
Here comes the timechange
Spring forward, no more falling back

Laugh at all my dreams
I'll learn to see again
Laugh at all my dreams
I'll learn to hope and to try again
Here comes the springtime
Bare branches give birth to leaves
Here comes the timechange
Holding a new hand, grateful for the breeze

Still my swollen lips
I'll learn to speak again
Still my swollen lips
I'll learn to sing again

6) Maximo Park - Leave This Island: Dürüst olmak gerekirse bu şarkıyı dinlerken çok da bir şey hissetmiyorum. Sadece arada dinlediğim hoş bir şarkı olduğunu düşünüyorum :)

7) Franz Ferdinand - Stand on the Horizon: Franz Ferdinand en sevdiğim gruplardan, ama bu en sevdiğim şarkılarından biri değil. Güzel bir klibi var.

8) Yeah Yeah Yeahs - Date with the Night: Bu tarzda müziğe ilgi duymaya başladığımda ilk keşfettiğim şarkılardan biri buydu. Çok eğlenceli bir şarkı, artık eskisi kadar hoplayıp zıplamasam dahi..

9) MFÖ - Ali Desidero: Birden açılınca bu nereden çıktı şimdi dedim :D Çok eskiden eklemişim meğersem. Öncelikle bana nostaljik olarak güzel şeyler hatırlatmasının yanı sıra zamanının adeta ötesindeymiş. Sözleri ezberimde :)

10) FFS - Collaborations Don't Work: Çok garip, ironik ve de çok güzel bir şarkı bu. İlk dinlediğimde aklıma bir an için Bohemian Rhapsody'nin geldiğini hatırlıyorum. Bana çok keyif veriyor :)

2) Göbek adınız nedir? Sizin için önemini anlatabilir misiniz?

Göbek adım yok çünkü babam sağ olsun iki isimli olmuşum. Tamamını okuduğunuzda gerçekten kulağa komik gelen bir isim ve anlam karmaşası taşıyor gibi duruyor. Benim için bir önemi de yok, alıştım da. Herkesin bana hitap ettiği şekilde nüfustaki ikinci adımı kullanıyorum. Bence iki isimli insanlar belli bir yaşa geldiklerinde birini sildirme veya tutma konusunda seçim sahibi olmalı :/ Bazılarımız çok şanssız bu konuda.

3) Cüzdanınızda neler olduğunu bizimle paylaşın.

Cüzdanımda para, İstanbulkart, artık kullanılmayan kütüphane kartı, kredi kartı, üç tane fiş, tiyatro bileti, Watsons indirim kuponları, on kuruş topluluğu ve mağaza kartları var.

4) Kim veya ne olmadan yaşayamazsınız? Neden?

Aslında kesin olarak yaşayamam diyemiyorum çünkü illa ki alışılacağı kanaatindeyim. Ama onlar olmadan yaşamaya adapte olmakta çok çok zorlanacağım kişiler başta annem olmak üzere ailem olur. Çünkü arkadaşlarımın yerini genel manada doldurmak kolay olsa da annemin yerini bir insan evladının dolduracağını sanmıyorum.

Herkes çok güzel cevaplar yazmış ama dürüst olmak gerekirse elektrik veya su olmayınca nevrim şaşıyor benim. Hatta sanırım bu ikisi olmazsa ben gerçekten yaşayamam. 

5) Koleksiyonunu yaptığınız herhangi bir şey var mı?

6. sınıftan beri fiş ve bilet koleksiyonu yapıyorum. Girdiğim her filmin, gittiğim müzelerin ve fiş verilerek aldığım her şey koleksiyonumda duruyor şu an. İlla ki alırım çünkü :) Fiş koleksiyonu mevzusu 6. sınıfta fiş biriktirme yarışmasına (?) katılmamdan alışkanlık oldu. Sonradan onların yanında da biletleri biriktirmeye başlamıştım. Bir de sayılırsa dergi koleksiyonum var, daha çocukluğumdan beri aldığım hepsi duruyor. 

15 Nisan 2016 Cuma

Bazı Şeyler

bu yazıyı okurken siz okuyucularım/midnight in paris
Merhabalar,
Epeydir yazmıyorum, taslaklara baktığımda tamamlanmış sayılabilecek birkaç yazı olmasına rağmen. Mesela Batman v Superman: Dawn of Justice filmi 25 Mart'ta vizyona girmeden önce, izlediğim tüm Batman filmleri hakkında takdire şayan olduğunu düşündüğüm bir yazı hazırlamıştım, ama izlememiş olduğumu fark ettiğim iki filmi izleyip paylaşırım demiştim. Ama, ben filmleri izleyemedim ve yazıyı da paylaşamadım. Vizyona yeni giren filmi de izledim, hatta iki kere izledim, ama hala yorumlamadım. Yanılmıyorsam başka da film izlemedim bu ay. Dizi olarak biraz Sex and the City, biraz Gossip Girl, iki ayda ikisinden de kaç sezon devirdim. Ki GG benim ergenliğe geçiş dönemimin dizisi, her bölümünü izledim yani. Ama kafa dağıtmak için ideal olunca bırakamadım.

Twitter'dan takipleşiyorsak yeni bir blog açmış olduğumu belki okumuşsunuzdur. Bu yeni blogumu günlük olarak kullanıyorum, bu yüzden gizli tuttum. İçimi oraya dökmeye başladım çünkü hem fiziksel olarak hem de ruhsal olarak iyi hissetmiyor(d)um. Hepimizin hayatında olur böyle dönemler: her şey ters gider, desteğe ihtiyacınız olur, desteğini beklediğiniz insanlar size destek olmaz köstek olur ve siz de o şokla sorunlarınızı kafanızda daha çok büyütürsünüz. Huyum kurusun, böyle zamanlarda pek vurdumduymaz, başına buyruk bir insana dönüşüyorum. Dönüşüyorum demek hatalı olur aslında, ben zaten böyle biri sayılırım ama bu zamanlarda çok daha farklı boyutlar alıyor. Sonuçlarıysa benim açımdan olumsuz oluyor, kötü hatıralar kazanıyorum. -Bazen iyi hatıralar da kazanıyorum gerçi- Uzatmayayım, böyle zamanlardı işte. Bu yüzden içimden "Yayınla" butonuna basmak da gelmedi, iki kelime yazmak da gelmedi, iki kelime okumak da gelmedi. Böyle zamanlarda insan çok iyi şarkılar keşfediyor, söylemeden geçemeyeceğim. Bu yazıyı yazdığıma göre daha iyiyim, üst üste 10. kez hapşurmamı saymazsak :)

Açıklama niteliğinde bir yazı oldu sanki. Şimdi bugün nedense aklıma gelen ve sürekli dinlediğim Powerpuff Girls jenerik müziğini buraya bırakacağım ve buralarda yokken yayınladığınız yazıları tek tek okuyacağım:)