24 Nisan 2015 Cuma

WALL-E (2008)

Yönetmen: Andrew Stanton
Seslendirenler: Ben Burtt, Elissa Knight, Jeff Garlin, Fred Willard, John Ratzenberger, Kathy Najimy, Sigourney Weaver
Süresi: 98 dakika
IMDb Puanı: 8,4
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri

YORUMUM:

Bildiğiniz gibi dün 23 Nisan'dı, benim de iki tane küçük kardeşim var. Törenlerin iptali nedeniyle gösterileri yapılamadı, bu tatili de onlarla vakit geçirdiğimiz bir günün ardından güzel bir filmle kapatmak istedim ve onlara benim de çocukken izlediğim bu filmi seçtim. WALL-E benim oturup baştan sona düzgünce altyazılı izlediğim ilk filmdi, 8 yaşındaydım. Şimdi üstünden 7 yıl geçmiş ve tekrar izledim. -dile kolay 7 yıl, izlediğim zamanı az önce gibi hatırlıyorum- 

Dünyamız kirlilikten, zehirden kısacası insanın Dünya'yı öldürmesinden artık yaşanması çok zor bir hale geldiğinde tüm insanlar uzaya BnL şirketinin yaptığı Axiom uzay gemisine taşınırlar. Tüm insanlar obezdir ve teknolojiye odaklı yaşamaktadırlar. Hepsinin oturduğu ilerleyen bir koltuk vardır, insanlar hiçbir şekilde kımıldamazlar ve ekranlarla yaşarlar. Filmde en beğendiğim yerlerden biri de bu teknoloji köleliğiydi. Yaklaştığımız durum bu sanırım. Hatta, ekranları WALL-E sayesinde bozulunca tanışan John ve Mary, teknolojiden koptukları zaman bulundukları gemide havuz olduğunu vs. ilk kez fark eder. 

Aslında filmin teması WALL-E ve Eve'in aşkı. Tüm insanoğlu Dünya'yı terk etmeden önce, Dünya'daki çevre kirliliği problemini yenmek için WALL-E adlı çöp temizleyici robotlar üretmişlerdir ancak çok da işe yaramamıştır. Axiomlarına gitmeden önce tüm robotları kapatmışlardır, WALL-E dışında. Dünyada bir böcekle tek kalmış WALL-E, Dünya'da bitki var mı diye kontrol etmesi amacıyla gönderilen Eve robotuna aşık olur. Ne kadar masum bir aşktı o! Özellikle WALL-E'nin "Eeeva!" deyişi uzun bir süre aklımdan çıkmayacak gibi. Seslendirme ekibi çok başarılıydı kesinlikle.

Axiom'un o anki kaptanı gerçek evleri olan Dünya'yı merak edince ve bitki de bulununca, evlerine geri dönmeyi ve kurtarmayı ister. Rahattan ziyade evini ister, tüm halk da.

Çok anlamlı ve özel bir filmdi. İzlemediyseniz izlemenizin size çok keyif vereceğini düşünüyorum. Ayrıca gerçekten kaliteli bir animasyon filmi, benim gibi animasyon severleri de kesinlikle tatmin ediyor.

PUANIM:

21 Nisan 2015 Salı

The Theory of Everything (2014)

Yönetmen: James Marsh
Oyuncular: Eddie Redmayne, Felicity Jones, Charlie Cox, David Thewlis, Emily Watson, Simon McBurney, Maxine Peake, Harry Lloyd
Süresi: 123 dakika
IMDb Puanı: 7,8
Ülke: İngiltere

YORUMUM:

Stephen Hawking'i sanırım hepimiz tanıyoruz, en azından tekerlekli sandalyedeki o adam olarak. Film, Hawking'in hayatı hakkında. Karısı Jane Hawking ile tanışmasından itibaren yaşamını anlatıyor.

Eddie Redmayne bu kadar başarılı bir şekilde oynamasaydı film çok basit ve sönük kalırdı. Kendisi zaten bu yıl bu filmdeki performansıyla En İyi Erkek Oyuncu Akademi Ödülü'ne layık görüldü.

Bana göre film boş zamanınızda izlemeyi isteyeceğiniz, hoş bir film oldu. Hawkinglerin öyküsü kesinlikle insanı cezbediyor, ama filmi tam olarak sevemedim. Dediğim gibi, çok iyi bir başrol erkek oyuncuyu barındırıyor ve filmin en büyük avantajı buydu. Bunların dışında filmin son sahnesi çok ama çok güzeldi. "While there is life, there is hope." gibi çok da güzel bir mesaj verdi.

PUANIM:

17 Nisan 2015 Cuma

John Steinbeck - Fareler ve İnsanlar

Özgün adı: Of Mice and Men
Yazarı: John Steinbeck
Çeviren: Ayşe Ece
Sayfa sayısı: 126
Yayınevi: Sel Yayıncılık
Fiyatı: 10 TL

Fareler ve İnsanlar, birbirine zıt karakterdeki iki mevsimlik tarım işçisinin, zeki George Milton ve onun güçlü kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie Small'un öyküsünü anlatır. Küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşamanın hayalini kuran bu ikilinin öyküsünde dostluk ve dayanışma duygusu önemli bir yer tutar. Steinbeck insanın insanla ilişkisini anlatmakla kalmaz, insanın doğayla ve toplumla kurduğu ilişkileri de konu eder bu destansı romanında. Kitabın ismine ilham veren Robert Burns şiirindeki gibi; "En iyi planları farelerin ve insanların / Sıkça ters gider..." (arka kapaktan)

YORUMUM:

Bir kitap, ancak bu kadar basit bir şekilde yazılıp insanda inanılmaz bir etki yaratabilirdi. Fareler ve İnsanlar bana kalırsa dostluk mu yoksa kendi çıkarların mı başta olmak üzere pek çok konuyu ele alıyor. Ayrıca gerçekten hüzünlü bir kitap. Kesinlikle bir klasik, bir başyapıt olmayı hak ediyor da.

Dostluk mu çıkarların mı konusunu ele aldığını söylemiştim. Eserde Lennie ve George'un uzun zamandır olan dostlukları kitabın temelini oluşturuyor. Lennie için yarım akıllı diyebiliriz, ancak gerçekten çok güçlü birisi. Ayrıca hoşuna giden şeyleri okşamayı çok seviyor. George da ona göre zeki, her yere birlikte giden bir takım gibiler. İkilimiz, mevsimlik tarım işçisi ve genelde Lennie başlarına bela açtığından gitmek durumunda kalıyorlar. İkilinin hayalleri var. Belki de eserin en güzel yerleri hayallerinin anlatıldığı yerlerdi. Başkasının tarlasında kendilerine ait olmayan ürünlere değil, kendi çiftliklerinde kendi ürünlerine bakmak istiyorlar ve bunun için çabalıyorlar. Ancak Lennie, başlarına bela açmayı sürdürüyor ve burada George için bahsettiğim ikilem oluşuyor işte.

Kitapta fazla karakter yok, ancak karakterler her telden. Ve bu kitabı çok zenginleştiriyor. John Steinbeck'in başlangıçta da söylediğim gibi yalın yazım tarzı kitabı okumayı da çok kolaylaştırıyor bence. Pek çok kişiye hitap edebiliyor bu şekilde.

Bu kitap ayrıca 100 Temel Eser'den bir eser. Geçtiğimiz yıllarda bu listeden çıkarılması, içeriğinin sakıncalı olması vb. bazı konularla da gündeme geldi ülkemizde. Hayır. Lütfen, sahip çıkalım Fareler ve İnsanlar'a. Okuyun, okutun.

KİTAPTAN ALINTILAR:

"İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur. Bana zaten bu ikisi birlikte pek olmuyor gibi geliyor. Gerçekten akıllı bir adama bakıyorsun, hiç de iyi biri olmadığını görüyorsun."

14 Nisan 2015 Salı

Harper Lee - Bülbülü Öldürmek

Özgün adı: To Kill A Mockingbird
Yazarı: Harper Lee
Çeviren: Ülker İnce
Sayfa sayısı: 357
Yayınevi: Sel Yayıncılık
Fiyatı: 18 TL

1960 yılında yayınlandığından bu yana bütün edebiyatseverlerin gönlünde özel bir yer edinen, Pulitzer ödüllü Bülbülü Öldürmek, Amerika'nın güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk kahramanın, Scout Finch'in gözünden anlatıyor. (arka kapaktan)

YORUMUM:

Bülbülü Öldürmek, çok önemli bir konuyu işliyor: ırkçılık. Kitap çok yalın ve akıcı bir dilde yazılmış, ancak kitabın tanıtım bülteninde de söylendiği gibi: çok çarpıcı bir dille yazılmış. Beni çok etkiledi. Zaten bu kitap, yazar yani Harper Lee'nin kendi hayatından kesitlerle doluymuş. En güzel yanı da bir çocuğun ağzından yazılmış olmasıydı. Scout'un gözünden okumak çok ayrı ve güzel oldu.

Kitapta Atticus isimli harika bir karakter de var. Atticus; ırkçılığın, ayrımcılığın vs. faturasını bir gün toplumun nasıl ödeyeceğini çocuklarına göstermeye çalışıyordu. Ayrıca biz de bunlar ve bunlar gibi kavramları kendimizce sorguluyoruz kitapta.

Okurken bazen kendimden geçtiğim oldu. Okuduğum en kaliteli romanlardan birisiydi. Herkesin okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum, ayrıca Harper Lee 55 yıl sonra kitabın devamını da yayınladı. Kasım ayında Sel Yayıncılık'ın çevirisini yayınlaması bekleniyormuş. Umarım en kısa zamanda yayınlanır.


KİTAPTAN ALINTILAR:

"Kaplumbağalar hissedemez, aptal," dedi Jem.
"Hiç kaplumbağa oldun mu?"

İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen, ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır.

Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır.

"Jem, nasıl böyle Hitler'den nefret edersin de dönüp kendi ülkendeki insanlara bu kadar çirkin davranırsın?"


PUANIM:

8 Nisan 2015 Çarşamba

Bu Sıralarda #4

Merhaba,
Uzun zamandır Bu Sıralarda yazısı hazırlamıyordum. Hazır sonunda sınavlarım bitmişken hazırlamaya karar verdim.
Cumartesi günü arkadaşım ve ben, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın Gaziosmanpaşa sahnesinde Hıdrellez isimli 2 saat 50 dakika süren bir müzikale gittik. 2 perdeden oluşan oyun tüm seyirciyi büyüledi desem yalan olmaz. Oyunu Firuze Engin yazmış, Ali Yaylı yönetmiş. Oyunda Romanların hüzünlü hikayesi anlatılıyor. Gerçekten izlerken keyif veren bir tiyatro oldu, bu sıralar düşünüyorsanız ve bulabilirseniz gitmenizi kesinlikle tavsiye ediyorum. Mükemmel bir dekoru vardı, sanki dekor değil de bir fotoğraf karesi gibi. Çok içten ve başarılı da olduğunu düşünüyorum. Uzun gibi gelse de çok sürükleyici olduğundan nasıl geçtiğini anlamadık:) 

Bu sıralarda Harper Lee'den Bülbülü Öldürmek kitabını okuyorum. Çok az kaldı, haftasonuna kadar bitireceğimi düşünüyorum. Burada kitap hakkında söyleyeceğim tek şey kitabın harika bir şekilde devam ettiği.

Bu aralar bol bol film izliyorum ancak izlediğim tek bir dizi var: Friends. Öyle eğlenceli, öyle güzel bir dizi ki! Keşke daha önceden izleseymişim diyorum şu an:) How I Met Your Mother'ı önceden izlemiş biri olarak söylemek istiyorum ki 9 sezon verdiğim dizinin aslını meğer kaçırıyormuşum. En sevdiğim dizilerden biri olan HIMYM şu an bana çok boş geliyor. Friends kadrosu şu an benim hayatımdan bir kesit gibi, sanki ben de Central Perk'te veya Monica ve Rachel'ın dairesinde bir köşede oturuyormuşum gibi hissettiriyorlar. Şu an 3. sezondayım ve harika bir şekilde ilerliyorum. İzlemediyseniz izlemeniz şiddetle tavsiye edilir.

Son zamanlarda çok sevdiğim bir şahıs var, Tim Minchin. Tim; komedyen, aktör ve müzisyen. Kendisi de dahil olmak üzere her şeyle dalga geçen biri. Burada videosunu paylaştığım şarkısı da tamamen kendisini anlatan bir şarkı. İlginizi çektiyse yine Rock'n' Roll Nerd isimli belgeselini de izleyebilirsiniz.

Stromae'nin Carmen video klibini izlemediyseniz hemen açın ve izleyin, ciddiyim. Klip sosyal medyaya olan bağımlılığımızı harika bir şekilde bizlere gösteriyor. Çok etkilendiğim bir klip oldu, burada sizlerle paylaşmayı istedim.

Bu sıralar kendime dair söyleyebileceğim en güzel şey, sosyal sorumluluk projelerine katılıyor olmam. Geçtiğimiz günlerde LÖSEV'de gönüllü oldum, kısa zamanda da gönüllü olmayı istediğim bazı sivil toplum örgütleri daha var. Hazır bahsi geçmişken Greenpeace'in bu projesine kesinlikle göz atmanızı isteyeceğim sizden. Şu an 7 milyona yakın imza var, bir imza da siz atabilirsiniz:) Okuduğunuz zaman önemini anlayacaksınız zaten.

Ayrıca bir süredir kafamı dağıtmak için farklı yollar deniyordum ve en sonunda sporun en iyisi olduğunu gördüm. Bir süredir yoga ve pilatesle ilgileniyorum, ayrıca en kısa zamanda yüzmeye de gitmek istiyorum. Yoga her ne kadar özellikle başlangıçta inanılmaz zorlasa da artık beni rahatlattığını hissediyorum. Belki size de fikir verir diye buraya yazmak istedim.

4 Nisan 2015 Cumartesi

The Truman Show (1998)

Yönetmen: Peter Weir
Oyuncular: Jim Carrey, Ed Harris, Laura Linney, Natascha McElhone, Noah Emmerich, Holland Taylor, Brian Delate
Süresi: 103 dakika
IMDb Puanı: 8,1
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri


FRAGMAN:



KONUSU:

Dünyanın en güzel adalarından birinde yaşayan halk imrenilecek derecede ütopik bir hayat sürmektedir. Bu adada yaşayan insanlar her güne mutlu uyanıp herhangi bir sorunla karşılaşmadan günü sonlandırıyorlardır. Başkarakterimiz Truman da bu şanslı insanlardan biridir. Güzel bir eşe ve mutlu bir hayata sahip olan Truman, bir gün öldüğünü zannettiği babasını bir gün caddede gördüğü ana kadar hayatı olduğu gibi yaşar. Babasını gördüğüne emindir ancak adam bir anda ortalıktan kaybolmuştur. İlerleyen günlerde çeşitli gizemli anlar yaşayan Truman bir şeylerin yolunda gitmediğini fark edecek, sahip olduğu hayatın gerçek olup olmadığını anlamaya çalışacaktır. (alıntıdır)

3 Nisan 2015 Cuma

Kitap Alışverişi #8: Kitapyurdu'ndan İlk Kitap Alışverişim

Merhaba!
Bugün, 29 Mart'ta Kitapyurdu'nun 31 Mart 2015'e kadar süren Geleneksel Bahar Kampanyası ile aldığım kitaplarım geldi. Gerçekten güzel bir şekilde paketlenerek geldi, ve kolinin üzerinde "Özenle taşıyın, içinde bilgi var." yazıyordu. Mükemmel. Her neyse, kitaplara geçmek isterseniz içeri buyrun.