31 Aralık 2015 Perşembe

George Orwell - Bin Dokuz Yüz Seksen Dört

Özgün adı: Nineteen Eighty-Four
Yazarı: George Orwell
Çeviren: Celal Üster
Sayfa sayısı: 350
Yayınevi: Can Yayınları

"Geleceğe ya da geçmişe, düşüncenin özgür olduğu, insanların birbirlerinden farklı oldukları ve yapayalnız yaşamadıkları bir zamana; gerçeğin var olduğu ve yapılanın yok edilemeyeceği bir zamana:
Tekdüzen çağından, yalnızlık çağından, Büyük Birader çağından, çiftdüşün çağından; selamlar!"

Distopya denilince akla gelen eserler arasında ilk sırada olan Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ü okudum, hatta okuyalı epey oldu ancak sizlerle bunu paylaşmak bugüne kısmetmiş.

2016 Üzerine

Bir yılı daha bitiriyoruz bugün.

2015 bana çok şey katan bir yıl oldu; dönüp baktığımda hatırlamak istediğim şeylerle dolu... Bir o kadar da hatırlamak istemediğim, yine de ders aldığım anılarım oldu. İnişler ve çıkışlar olduğuna göre olması gerektiği gibi olmuş. Sonuçta "Her şey yolunda gidiyorsa, kesin bir terslik vardır." değil mi?

Her sene olduğu gibi umutluyum yeni yıldan. 2016'dan beklentilerim sanırım 2015'ten çok daha fazla okuduğum, izlediğim, gezdiğim, öğrendiğim bir yıl olması. Bir de sevdiklerim yanımda olursa keyfinden geçilmez doğrusu :) Umarım ki sizlerin yeni yılı dileklerinizin gerçek olduğu, sağlıklı ve mutlu bir yıl olur! Yeni yıla nasıl giriyorsunuz bu akşam?:)

27 Aralık 2015 Pazar

Zankyou no Terror (2014)

Adı: Zankyou no Terror / Terror in Resonance
Yönetmen: Shinichiro Watanabe
Seslendirenler: Kaito Ishikawa, Soma Saito, Shunsuke Sakuya, Atsumi Tenazaki, Megumi Han
Bölüm sayısı: 11
IMDb puanı: 8,2
Ülke: Japonya

Kendilerine Sphinx adını veren iki gencin internette yayınladığı bir videodan sonra tıpkı videoda bahsettikleri gibi Tokyo'da saldırılar başlar. Bu saldırıdan sonra Sphinx internette videolar yayınlamaya devam eder. Videolarında polis teşkilatına bilmeceler sorarlar. Peki polis teşkilatı bu bilmeceleri çözebilecek midir?

Başladığım gibi bitirdiğim psikolojik gerilim türündeki bu animeyi gerçekten sevdim ve başarılı buldum. Çizimleri, karakterleri, karakterlerin geçmişi ve geçmişlerinin kendileri üzerindeki yansımaları, konunun işlenişi ve kısa tutulması kesinlikle animenin kalitesini ve etkileyiciliğini artırdı. Hikayesi sizi kendine çekiyor, acaba ne olacak diye düşündürüyor. Hüzünlendiriyor da, gülümsetiyor da.

Karakterleri gerçekten çok sevdim. Her birinin hikayesinde derin bir kurgu var. Ancak çoğunluk gibi ben de Lisa karakterini pek sevemedim. Animeye pek uyan biri değildi, ama yine de seriye katkısı tamamen kendi kişiliği sayesinde olduğundan seride yer alması iyi olmuş. Bunun dışında tüm karakterler tıpkı hikaye gibi hayranlık uyandırıcıydı. Ayrıca sosyal medyanın insan üzerindeki etkisini işleyişi kesinlikle hoşuma gitti.

Başarılı ve bir o kadar da hüzünlü bir final verdi. Kısa olmasına rağmen eminim ki izleyicisine kendini daima hatırlatacaktır.

"Remember us, remember that we lived."

26 Aralık 2015 Cumartesi

Star Wars Episode VII: The Force Awakens (2015)

Yönetmen: J. J. Abrams
Senaryo: Lawrence Kasdan, J. J. Abrams, Michael Arndt
Oyuncular: Harrison Ford, Mark Hamill, Carrie Fisher, Adam Driver, Daisy Ridley, John Boyega, Oscar Isaac, Lupita Nyong'o, Andy Serkis, Domhnall Greeson, Anthony Daniels, Peter Mayhew
Süresi: 135 dakika
IMDb puanı: 8,6
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri

Yıldız Savaşları: Bölüm VI - Jedi'ın Dönüşü'nden yaklaşık 30 yıl sonrasında geçen filmin konusu İlk Düzen'den kaçan Stormtrooper Finn (FN-2187)'in Rey, Han Solo, Leia ve Asi Birliği'yle birlikte karşılarına çıkan, Galaktik İmparatorluk soyundan gelen Kylo Ren ve İlk Düzen ile savaşarak Luke Skywalker'ı aramaya çalışmalarıdır. (alıntıdır)

Filmi geçen hafta izlediğim halde, filmin yeni bir Star Wars filmi olmasının etkisiyle pek de objektif bir yorum olmaz diye düşünerekten şimdi yorumluyorum. Her yorumumda olduğu gibi filmin içeriği hakkında pek çok bilgi içereceği için filmi izlemediyseniz okumamanızı tavsiye ederim.

soldan sağa: Poe Dameron (Oscar Isaac), Finn (John Boyega) ve Rey (Daisy Ridley)
Star Wars'un yeni bir filminin çıkacağını öğrendiğimde çok sevindim, ancak filmin fragmanını ilk izlediğimde ve zamanında çok sevilmiş serilerin başarısız yeniden canlandırma çalışmalarını düşündüğümde bende çok ciddi bir ön yargı oluştu. Filmi izlemeye başlarken de "I've got a bad feeling about this!.." diye düşünüyordum. Ancak kesinlikle başarılı bir giriş sahnesi ile film başladı ve yavaştan 1977 yapımı Star Wars Episode IV: A New Hope'a gerçekten paralel denilebilecek bir şekilde ilerlediğini fark etmeye başladım. Yeni karakterler de klasik üçlemedeki karakterlere benzer özellikler taşıyordu, olayın kurgusu da. Film hakkında okuduğum tüm yorumlarda bu belirtilmişti, ancak ben de söylemezsem olmaz sanırım. Empire Strikes Back'ten hatırlayacağınız baba-oğul meselesi bu sefer Han Solo ve filmin kötü karakteri Kylo Ren arasında gerçekleşiyor. 

Kylo Ren ve Stormtrooperlar
Darth Vader'dan sonra ister istemez çok güçlü bir kötü karakter bekliyorsunuz. Vader'ın torunu, Han Solo ve Leia'nın oğlu Ben (Kylo Ren) de filmin kötü karakteri. Serinin en sevilen karakterlerinden biri olan babasını öldürmesine rağmen pek de güçlü bir karakter olduğunu söyleyemem. Yeni karakterlerden olan ve Force konusunda nasıl oluyorsa fazlasıyla güçlü olan Rey'e yeniliyor. Rey kimdir, neyin nesidir, nasıl bu kadar güçlüdür bilmiyoruz. Daha bunun gibi pek çok şey sırrını koruyor. Bu film daha çok bir sonraki film için bir hazırlık filmi olmuş, orası belli ancak bu kadar da havada bırakılmaz ki! Filmi anlayamıyoruz, pek çok şeyde mantık hatası var görünüyor. Şayet öteki filmde bunlar açığa kavuşacaksa, 2017'ye kadar beklemek durumundayız.

Leia ve Han Solo
Eski karakterleri görmekse ister istemez insanı mutlu ediyor. Ancak Han Solo gibi bir karakteri yitirmenin ardından bunun senaryo üzerinde pek de önem teşkil etmemesi beni oldukça şaşırttı. Senaryo kesinlikle kopuk ve "Star Wars ruhu"ndan uzak. Yine de hakkını yiyemem, günümüz teknolojisinin imkanlarıyla görsel olarak çok çok başarılı. Bu yüzden de düşüncem Star Wars ile pek de içli dışlı olmayan kişilerin filmi izlerlerse çok sevecekleri yönünde. Bu kadar eleştirdim ama ben de filme berbat diyemiyorum. Çünkü bütün olarak baktığımızda gayet izlenilebilir ve güzel bir film. Ama burada bahsettiğim sebeplerden dolayı benim için başarılı bir film olamadı. Umarım 8. film bundan daha iyi olur.

Güç sizinle olsun!

28 Kasım 2015 Cumartesi

Code Geass (2006-2008)

Lelouch vi Britannia, Zero
Adı: Code Geass / Kodo Giasu
Hikaye: Ichirō Ōkouchi
Yönetmen: Gorō Taniguchi
Seslendirenler: Jun Fukuyama, Yukana, Takahiro Sakurai, Ami Koshimizu, Tetsu Shiratori, Kikuko Inoue, Mitsuaki Madono, Fumiko Orikasa,...
Bölüm sayısı: 1. sezon 25+4 özel bölüm, 2. sezon 25 bölüm
IMDb puanı: 8,8 (1. sezon) - 8,9 (2. sezon)
Ülke: Japonya

10 Ağustos 2010'da, Britanya İmparatorluğu Japonya'ya savaş açar. Japonya, Britanya İmparatorluğu'nun en yeni silahı olan "Knightmare Frame"e karşı hiçbir şey yapamaz ve istila edilir. Japonya’nın adı “Alan 11” olarak değiştirilir ve vatandaşlarına da "11ler" adı verilir. Japonya'da yaşayan Britanyalı Lelouch, Britanya’yı yok edeceğine yemin eder.

Savaştan yedi yıl sonra, Lelouch lisede okumaktadır. İçinde askeri bir sır barındıran kamyonu çalan teröristler yoldan çıkarlar. Lelouch, kontrol etmek için kamyonun yanına gider. Duyduğu ses yüzünden içine bakmak ister ancak içeride mahsur kalır. Kamyon tekrar hareketlenir, üstelik peşlerinde Britanya özel kuvvetleri vardır. Teröristlerden Kallen, Nightmare olarak adlandırılan dev robot ile karşı saldırıya geçer. Kaçmayı başaramayan Lelouch kamyonun içerisinde yakalanır. Onu yakalayan çocukluk arkadaşı Suzaku’dur. Bu sırada kapalı olan bölme açılır ve içinden esrarengiz bir kız çıkar. Bu sırada olay yerine gelen Britanya askerleri Lelouch ve kızı yakalar. Leouch'un vurulmasına engel olmak isteyen Suzaku, Britanya askerleri tarafından vurulur. Lelouch’un öldürülmesine engel olmak isteyen kız da vurulur, ölmeden önce Lelouch’a özel bir güç olan geass'ı verir. Lelouch, bu gücü Britanya İmparatorluğunu yok etmek için kullanmaya karar verir. (alıntıdır)

Uzun zamandır izlediğim bu anime hakkında karışık hislere sahibim. Yorumum da büyük ihtimalle dengesizce olacaktır, ben şimdiden af dileyeyim sizlerden. Ayrıca devamı spoiler içeriyor.

Anime bol aksiyonlu ve kanlı, ayrıca sürekli olarak ters köşe ediyor. Zekice stratejiler üzerine kurulmuş zeka oyunları bulunduruyor. Burada baş karakterimiz kesinlikle zeki ve hırslı olan Lelouch Lamperouge. Geçmişindeki kötü anılardan sonra kız kardeşi Nunnally üzerine kurduğu güzel dünya ideallerini insanların hareketlerini yönetebilme gücü olan geass ile gerçekleştirme kararı alır ve Zero olur. İsyanın başı olan Zero maskeli bir semboldür aslında. Ama Lelouch'un zekice hamleleri ile isyan büyür ve bir savaşa dönüşür. Buraya kadar az çok Lelouch'u çözdüğünüze göre ben karakter bolluğundan yakınayım. Gerçekten çok fazla karakter var ve bu karakterlerin çoğu gereksiz. Seriye bir getirisi olmadığı gibi seriden soğutuyorlar.

yukarıdan aşağı: Lelouch (Code Geass), Light (Death Note)
1. sezon güzel başladı, Knightmare teknolojisi dışında mantık hataları ve olağanüstülüklerle devam etti ancak Lelouch/Zero gerçekten sağlam bir karakterdi ve sırf bu yüzden sabırla izlemeye devam ettim. Lelouch'u sevme sebeplerim her seferinde kazanmaması, hırsları ve içinde kalan merhamet duygusu oldu. İnsaniydi ama yine de şeytani bir yanı vardı. Ta ki uzun süre sıkıcı ve saçma olan 2. sezonun sonunda kendisini gerçekten tanıyana dek! Stratejisini bozmayan ama insaniyetten uzaklaşmayan Lelouch'un aslında gerçek kahraman olduğunu gördük ve ters köşenin en büyüğü ortaya çıktı. Burada da akıllara bu seri ile sürekli kıyaslanan Death Note geldi. Kurgu olarak kesinlikle mükemmel olan Death Note'un ana karakteri Light Yagami'nin aksine Lelouch vi Britannia iyi bir karakter. Kesinlikle ondan daha gerçekçi. Lelouch'un psikolojisini ve stratejilerini izlemek bana çok keyif verdi. Bunun yanı sıra özellikle Lelouch'un seiyuusu yani seslendirme sanatçısı Jun Fukuyama'nın performansından da bahsetmemek olmaz. Ama Code Geass'ın çocuksulaşan senaryosu, fazla karakterleri ve berbat müzikleri seriyi kesinlikle aşağı çekiyor.

Mutlak iyi, mutlak kötü kavramlarını kesinlikle düşündüren bir anime. Özellikle son on bölümü çok başarılıydı. Muhteşem finalinde seyircinin hayal gücüne bırakılan onlarca şey var, bu yüzden mangasını biraz araştırmayı düşünüyorum.

İzlemeyi düşünüyorsanız bence hemen sarmayacaktır ancak yavaş yavaş izleyince seveceksiniz.

"Kralların gücü olan geass sadece yalnızlık getirir."

11 Kasım 2015 Çarşamba

Kitap Alışverişi #9: 34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı


Oldukça verimli geçen bir kitap fuarından geliyorum. Doğrusu daha önce hiç bu kadar çok kitabı birlikte aldığımı hatırlamıyorum.

Aldığım kitaplar:
Tite Kobo - Bleach 1. cilt, Gerekli Şeyler Yayınevi
Tite Kobo - Bleach 2. cilt, Gerekli Şeyler Yayınevi
Tite Kobo - Bleach 3. cilt, Gerekli Şeyler Yayınevi
Sui Ishida - Tokyo Ghoul 1. cilt, Gerekli Şeyler Yayınevi
William Shakespeare - Othello, Remzi Kitabevi
Anthony Burgess - Otomatik Portakal, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sara Shepard - Duygusuz, Martı Yayınları
Sir Arthur Conan Doyle - Aklın Şüphesi Suçun Gerçeğidir, Martı Yayınları
Christina Daniels - Benim Yolum: Aamir Khan'ın İnanılmaz Yolculuğu, Martı Yayınları
Amanda Hodgkinson - 22 Britanya Yolu, Arkadya Yayınları
Agatha Christie - On Küçük Zenci & Mavi Trenin Esrarı (çizgi roman), NTV Yayınları
Truman Capote - Tiffany'de Kahvaltı, Sel Yayınları
George Orwell - Balinanın Karnında, Sel Yayınları
Harper Lee - Tespih Ağacının Gölgesinde, Sel Yayınları
Rıfat Ilgaz - Hababam Sınıfı, Çınar/Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları (Bu kitabı Rıfat Ilgaz'ın oğlu Aydın Ilgaz imzaladı.)
Yaşar Kemal - İnce Memed 1, Yapı Kredi Yayınları
George R. R. Martin - Kılıçların Fırtınası Kısım 1, Epsilon Yayınevi
George R. R. Martin - Kılıçların Fırtınası Kısım 2, Epsilon Yayınevi

Bunların yanı sıra Jim Kay'in resimlediği özel basım Harry Potter ve Felsefe Taşı'nı kız kardeşimle ortak olarak aldık, kendisine de almış olduğum bir-iki kitap var. 

Bir de Dövüş Kulübü 2'nin 0. ve 1. sayılarını aldım.

Seneye kadar alışveriş yapmamı gerektirmeyecek kadar kitap aldım sanırsam, ama benim için kesinlikle keyifli bir fuar deneyimi oldu. Fiyat açısından ben genelde uygun olanları aldım ve toplam fiyatlarına kıyasla oldukça iyi bir fiyata bunca kitabı kendime; bazılarını da anneme ve kız kardeşime aldım.

Fuardan bahsedecek olursam, her zamanki gibi kalabalıktı. Ayrıca bu sene gördüğüm kadarıyla katılabileceğiniz pek çok güzel etkinlik de var. Siz de fuara gittiyseniz düşüncelerinizi veya aldığım kitaplar hakkında konusundan çok açık vermeden fikirlerinizi yazarsanız okumaktan çok memnun olurum.

4 Kasım 2015 Çarşamba

Ray Bradbury - Fahrenheit 451

Özgün adı: Fahrenheit 451
Yazarı: Ray Bradbury
Çeviren: Zerrin Kayalıoğlu & Korkut Kayalıoğlu
Sayfa sayısı: 238
Yayınevi: İthaki Yayınları
Fiyatı: 15 TL

Fahrenheit 451: Kitap kağıtlarının yanıp tutuştuğu sıcaklık derecesidir.

"Mutlu olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Eksik bir şey var. Çevreme bakıyorum. Kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, son on ya da on iki yıldır yakmakta olduğum kitaplar."

Ray Bradbury gibi kitaplara aşık bir yazardan, kitapların birer kahramana dönüştüğü unutulmaz bir distopya...
Yayınlanışının 60. yılını geride bıraktığımız bu ölümsüz eser; totaliter sistemlere, sansüre, baskıya yönelik en keskin eleştirilerden biri...
Yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday, vazgeçilmez bir roman... (arka kapaktan)


Ray Bradbury'nin distopya denilince akla gelen ilk eserlerden biri olan Fahrenheit 451'inin kurgu olarak harika olduğunu düşünüyorum. Okumanın yasak olduğu; kitapları yakanların da bizzat itfaiyeciler olduğu bir dünya karşımıza çıkıyor. İtfaiyecilerden birine bir gün trende tanıştığı bir kız yaktığı kitapları okumayı hiç düşünüp düşünmediğini sorar ve bu itfaiyecinin hayatında büyük bir değişim başlar.

Kurguyu ne kadar sevsem de Bradbury en sevdiğim yazarlardan biri olamadı bu kitapla. Her şey çok hızlı geçiliyor gibiydi. Yine de kitap kendine bağlıyor; sansüre yaptığı eleştirilerin yanı sıra insan ilişkilerine ve medyaya olan bağımlılığımıza da pay çıkarıyor. Bu açıdan bakıldığında gerçekten başarılı ve oldukça gerçekçi bir distopya olduğunu düşünüyorum. Kesinlikle okunması gereken kitaplardan biri.

"Eğer boğulursan, en azından sahile doğru yüzerken boğulduğunu bil."

30 Ekim 2015 Cuma

Albert Camus - Yabancı

Özgün adı: L’Étranger
Yazarı: Albert Camus
Çeviren: Samih Tiryakioğlu
Sayfa sayısı: 110
Yayınevi: Can Yayınları
Fiyatı: 10,50 TL

1942'de yayımlanan Yabancı, romancı, tiyatro yazarı ve düşünür olarak İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yalnız Fransa'da değil tüm dünyada kuşağının sözcüsü ve yol göstericisi olarak kabul edilen Albert Camus'nün, ilk ve en çok ses getiren yapıtıdır. Romanda, bir Arap'ı öldüren ama bu suçtan çok, gerçek duygularını dile getirdiği ve toplumun istediği kalıba girmeyi reddettiği için dışlanan bir "yabancı" aracılığıyla, XX. yüzyıl insanının içine düştüğü yabancılaşma anlatılır. Bir türlü ele geçirilemeyen "anlam"ın sürekli aranışını, bilincin toplumdan ve dış dünyadan kopuşunu, topluma yabancı duran kahramanın çevresiyle ve toplumla arasındaki çatışmayı anlatan roman, büyüleyici gücünü arka plandaki derin ve suskun acıdan alır. Camus, genç kahramanı Meursault'nun dış dünya ile arasına koyduğu mesafeyi, kendine ve topluma yabancılaşmasını, annesinin ölümü dahil her şeye nesnel bir biçimde yaklaşmasını ustalıkla dile getirir. (arka kapaktan)

Etkileyici olduğu kadar karmaşık bir kitap okudum şu iki gün içerisinde. Bitirdiğimde hemen sindiremedim, bu yüzden bir gün kitap üzerinde düşünmem gerekti. Yine de pek başarılı bir yorumlama yapamadım.

Gayet açık cümlelerle ve başarılı tasvirlerle ilk bölüm başlıyor, yani kitabın ilk yarısı. Bu ilk yarısına dek bu yabancıyı tanıyoruz. Kitap asıl ikinci yarısında başlıyor. Meursault yabancıdır; çünkü bir amaç doğrultusunda yaşamamaktadır. Sadece yaşamaktadır. 

Benim için sarsıcı, ters köşe eden bir kitap oldu. Bir yandan da rahatsız edici bir şekilde gerçekçiydi. Çünkü oldukça içten bir kitap; siz de kitabın içtenliğini ve gerçekçiliğini her kelimede hissediyorsunuz. Kitabın bu kadar ses getirmesi hiç şaşırtıcı değil.

Söyleyecek fazla bir şeyim yok doğrusunu isterseniz, okuyarak çok şey kazanmış olursunuz diyerek sonlandırayım en iyisi.

"Ben öldükten sonra insanların beni unutacaklarını nasıl çok iyi anlıyorsam, bunu da kendim için öyle doğal buluyordum. Ölümümden sonra insanların artık benimle hiçbir alışverişi kalmıyordu. Hatta bunu düşünmenin bile acı olduğunu söyleyemezdim. Aslında, insanın eninde sonunda alışmayacağı hiçbir düşünce yoktur."

"İnsan madem ki ölecektir, bunun nerede ve nasıl olacağının önemi yoktur, apaçık bir şeydir bu."

Midnight in Paris (2011)

Yönetmen: Woody Allen
Senaryo: Woody Allen
Oyuncular: Oven Wilson, Rachel McAdams, Kurt Fuller, Mimi Kennedy, Michael Sheen, Nina Arinda, Carla Bruni, Yves Heck, Alison Phil, Tom Hiddleston, Corey Stoll, Kathy Bates, Marcial Di Fonzo Bo, Marion Cotillard, Lea Seydoux, Adrien Brody
Süresi: 94 dakika
IMDb puanı: 7,7
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri, İspanya

Amerikalı nişanlı çift Gil ve Inez, Inez'in babasının işi dolayısıyla Paris'e gelmesini fırsat bilip tatil amaçlı aşkın ve sanatın şehrine gelirler. Yazar olan Gil için Paris eşsiz bir yerdir, ayrıca üzerinde çalıştığı kitabına da ilham verebileceğine inandığı bir şehirdir. Kendisinin Paris'te yağmur altında yürümek gibi tutkuları nişanlısı için anlamsızdır. Bir gece, Inez eski arkadaşı Paul ve onun eşiyle dansa gidince Gil de Paris'te kaybolur. Dinlenmek için bir kilisenin basamaklarına oturur. Sonrasında kilise çanları çalar, bir araba gelir ve masalsı bir hikaye başlar. Gil, kendisini onun için altın çağ olan 1920'lerin Paris'inde bulur.

Sıcacık bir Woody Allen filmi Midnight in Paris. Fantastik bir konuyu ele alıyor: Gil'in her gece yarısı Paris sokaklarında 1920'lerin Paris'ine gidip dönemin edebiyat ve resim sanatlarındaki önemli isimleriyle tanışması. Önce Fitzgeraldlar ile tanışıyor Gil, sonra Ernest Hemingway'den tutun Salvador Dali'ye herkesle tanışıklık kuruyor. Zaten sanatta çok büyük yer edinmiş bu kişilere azıcık ilgisi olan herkesin bildiği sanatçı kişiliklerini de görüyoruz. Bir yandan da bir aşk hikayesini izliyoruz.

soldan sağa: Zelda Fitzgerald (Alison Pill), F. Scott Fitzgerald (Tom Hiddleston), Ernest Hemingway (Corey Stoll), Salvador Dali (Adrien Brody), Gertrude Stein (Kathy Bates)
"It's a wonderful city for writers, artists." deniyor filmde Paris için. Bir de insanda filmi kapatınca eşyaları hazırlayıp Paris'e gitme isteği uyandırıyor. Benim için hem görsel açıdan hem de müzikal açıdan bir şölendi. Masal gibiydi. Bir filmin içine girmek gibi bir şansım olsaydı kesinlikle bu film olurdu.

Oyuncuları sevdim. Filme ve sanatçılara kesinlikle iyi gittiklerini düşünüyorum. Özellikle Salvador Dali'yi canlandıran Adrien Brody'ye bayıldım, gerçeküstücülüğün gerçeküstü sanatçısına bir oyuncu ancak bu kadar iyi gidebilirdi!

Kendi zamanımızdan ziyade eski zamanlarda yaşamak istediğimiz olur, bazı kişilerse (Gil gibi) tamamen orada yaşamak ister çünkü kendini tamamıyla oradan hisseder. Sanırım ben de bu kişilerden biriyim. Filmde anlatılanlardan biri, Gil için altın çağ olan 1920'lerin Pablo Picasso'nun metresi rolündeki Adriana için pek de altın çağ olmadığıydı. Yani o da geçmişi arzuluyordu, 1890'ları. Burada da bugünün kıymetini vurgulamaya çalışarak böyle bir tespit ortaya koymuş Woody Allen. Yine de düşüncem şu ki, bazı insanlar sanırım gerçekten yanlış zaman diliminde doğabiliyor :)

Zekice diyaloglarla dolu keyifli bir film. Sonu biraz klasik şekilde sonlandı ancak yine de filmi keyifle izleyebileceğinizi düşünüyorum. Bu arada film 2012 Academy Ödüllerinde En İyi Özgün Senaryo Oscar'ını almıştı hatırlarsanız.

Küçük bir not: Artık puanlama sistemim olmayacak.

29 Ekim 2015 Perşembe

Olgunlaşmak / Cumhuriyet Bayramı

Bugün blogumdaki eski yazıları okuyayım dedim. Aman aman, utandım gerçekten. Her cümlenin sonunda ^p^ ve *-* benzeri ilginç gülümsemelerden (?) tutun gerçekten berbat olduğu bariz olan kitapları sırf popüler diye yüceltmeme kadar pek çok trajikomik olarak nitelendireceğim şey okudum. Herkes blogger olmamalı, önüne gelen kalkıp yazmamalıymış; bunu gördüm bugün.

Son söylediğimin arkasında olsam dahi, fark ettim ki insan altı ay içerisinde dahi ne kadar değişebiliyor. Sadece altı ay canım, insan bu kadar kısa sürede yazdıklarından utanabilir mi? Demek ki oluyormuş. İnsan altı ay içerisinde değişebiliyormuş. Belki de bir altı ay sonra bundan utanırım, olmaz mı? Heraklitos'un oldukça bilinen bir sözü vardır hani: "Değişmeyen tek şey, değişimin ta kendisidir." diye.



Bunun yanı sıra bugün çok güzel bir gün, cumhuriyetin ilanının 92. yılı. Atamızın söylediği üzere en büyük bayram kutlu olsun. Nice en büyük bayramlara, ama daha güzel ve mutlu geçirebildiğimiz.

28 Ekim 2015 Çarşamba

17 Again (2009)

Yönetmen: Burr Steers
Senaryo: Jason Filardi
Oyuncular: Zac Efron, Matthew Perry, Leslie Mann, Thomas Lennon, Sterling Knight, Tyler Steelman, Allison Miller, Michelle Trachtenberg, Hunter Parrish
Süresi: 102 dakika
IMDb puanı: 6,4
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri

YORUMUM:

Hayatı beklediği yönde gitmeyen Mike O'Donnell, liseden beri evli olduğu Scarlett ile boşanmanın eşiğindeyken tekrar 17 yaşında olmayı ve hayatını değiştirebilmeyi diler. Gizemli bir hademe ile konuştuktan sonra yaşadığı birtakım olaylarla birlikte kendini tekrar 17 yaşında bulur.

Bu sabaha karşı uyuyamadığımdan Matthew Perry'nin filmografisini inceliyordum, belki izleyebilecek bir şeyler bulurum diye. Bu film gözüme ilişti, çünkü 2005-2010 yılları arasında benim neslim arasında boy gösteren Zac Efron çılgınlığından ben de nasibimi almıştım. Filmi o zamanlarda duymuştum ancak hiç izlemedim, dün gece de aslında izlemek gibi bir fikrim olmamasına rağmen başrolde Matthew Perry'yi görünce izlemek istedim.

27 Ekim 2015 Salı

George R. R. Martin - Kralların Çarpışması Kısım 2

Özgün adı: A Clash of Kings
Yazarı: George R. R. Martin
Çeviren: Sibel Alaş
Sayfa sayısı: 487
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Fiyatı: 20 TL
Seri: Taht Oyunları
Kralların Çarpışması Kısım 1
Kralların Çarpışması Kısım 2
Kılıçların Fırtınası Kısım 1
Kılıçların Fırtınası Kısım 2
Kargaların Ziyafeti Kısım 1
Kargaların Ziyafeti Kısım 2
Ejderhaların Dansı Kısım 1
Ejderhaların Dansı Kısım 2

Krallar çarpışırken tüm diyar titrer...

Alev ve kan rengine bürünmüş bir kuyruklu yıldız, gökyüzünü baştan başa kaplamıştır. Ejderha Kayası'nın kadim kalesinden, Kışyarı'nın haşin topraklarına kadar korkunç bir keşmekeş hâkimdir. Altı güç, Demir Taht'ı ve parçalanmış Yedi Krallık'ı ele geçirmek için kıyametvari bir savaşa hazırlanmaktadır. Gecenin karanlığında ölüler yürümekte, kardeş kardeşi katletmektedir. Bir akıl şövalyesi, tehlike saçan bir büyücü kadını zehirlemek peşindedir. Bir prenses, öksüz oğlan kılığında dolaşmakta; Ay Dağları'nın vahşi adamları, yağma için inmektedir. Kardeş katli, zillet, simya ve kıyımla ilerleyen bu macerada zafer, kılıcı ve kanı en soğuk olanların dahi olabilir...

23 Ekim 2015 Cuma

Game of Thrones Mimi

Merhabalar,
Şimdiden efsaneler arasında yerini alan kitap ve dizi serisi Game of Thrones ile alakalı bu eğlenceli mimi Hayata Dair Her Şey'de görünce ben de yapmak istedim. Diziyi güncel olarak takip ediyorum ancak kitaplarda şu an ikinci kitabın ikinci kısmını okuyorum. Bu yüzden genel olarak dizi hakkında konuşacağım. Yazım hem kitap hem dizi hakkında spoiler içerebilir.

1- Kitaplarla / diziyle nasıl tanıştın?
Duymamak imkansız mıydı? :) Şu an için hatırlamıyorum ancak sosyal medyada sık sık karşıma çıkıyordu, ben de en sonunda merak edip öncelikle kitabını aldım ve sonra her şey başladı diyebilirim.

2- Stark ve Lannister haneleri hariç en çok hangi haneyi seviyorsun?
Martell hanesi. Başından beri farklı bir hane olarak geliyordu, daha ön plana çıktıklarında ve hikayelerini öğrendiğimde tamamen hayran kaldığımı söyleyebilirim.

3- Starklardan hala hayatta olanlardan veya ölenlerden en sevdiğin karakter kim?
Kesinlikle Robb Stark. Eddard'ı kaybettiğimizde [:(] babasının tüm sorumluluklarını aldı ve layıkıyla King in the North! oldu. Ölümü bende gerçekten şok etkisi yarattı. Hiç beklemediğim bir anda, en beklemediğim kişi. Hayatta olan Starklardan da Bran karakterini seviyorum.

4- Lannisterlardan en sevdiğin karakter kim?
Tywin Lannister. Dizideki en sevdiğim, saygı duyduğum karakter de kendisiydi. Soğukkanlı ve muhteşem bir politikacı olmasının yanı sıra iyi bir komutan ve karısını çok seven bir eşti. Ancak ölümü [:(((] de tek zayıf noktasından oldu maalesef. 

5- Beğendiğin başka karakter?
Petyr Baelish, Oberyn Martell, Bronn, Sandor Clegane, Margaery Tyrell, Catelyn Tully ve Renly Baratheon, Jaime Lannister. Bu kadar çok karakter olunca doğal olarak pek çok favorim var.

6- Beğendiğin kötü karakter?
Kötü sayıldığı için Tywin Lannister diyeceğim. Yukarıda sebeplerini açıkladım. Bunun yanında Petyr Baelish karakterini de gerçekten seviyorum, Game of Thrones'da nasıl yaşanacağını çoktan çözmüş biri. Sonuna kadar kendisini okumayı ve izlemeyi umuyorum.

7- Beğenmediğin kötü karakter?
Cersei Lannister. Evlatlarına aşırı bağlı olmasını saymayacağım, o yanı güzel ancak kendisi aşırı hırslı biri. Bu hırsı bana göre hep saçma hamleler yapmasını sağlıyor. Son sezonda yaşadıkları da sanırım buna bir kanıt olabilir.

8- Öldüğüne üzüldüğün karakter?
Burada kaç kişi sayacağım şu an hiçbir fikrim yok açıkçası ama başlayalım...
Tywin Lannister. Robb Stark. Catelyn Tully. Eddard Stark. Oberyn Martell. Khal Drogo. Robert Baratheon. Renly Baratheon. Shireen Baratheon. Barristan Selmy. Aemon Targaryen. Jon Snow, Sandor Clegane. Evet, bitti sanırım ama bitmemiş de olabilir..

9- Öldüğüne sevindiğin karakter?
Meryn Trant.

10- Sahnelerinden sıkıldığın karakter?
Sansa Stark karakteri bence sıkıcı bir karakter, izlemekten de okumaktan da keyif almıyorum. Bunun yanı sıra Jon Snow da dizide sıkıyor bazenleri.

11- Seni en çok şaşırtan değişim / gelişme?
Öncelikle herkes gibi bende de Eddard'ın ölümü kitapta şok etkisi yarattı, birinci kitabı okuduktan sonra diziyi takip etmeye başladığım için bunun dışında şok edici ölümleri hep dizide gördüm :) Ayrıca Renly Baratheon'un inanılmaz ölümü, Theon Greyjoy'un başına gelenler (ihanet etme potansiyelinin farkındaydım ancak beni şok eden Ramsay oldu), Red Wedding ve Tywin Lannister'ın... ölümü.

12- Dizideki bir karakteri canlandırsaydın hangisi olurdu?
Ben okuyucu ve izleyici olmayı tercih ediyorum :)

13-Dizideki yerlerin neresinde oturmak isterdin?
Dorne veya Winterfell.

14- Sence en son tahta kim çıkacak?
Dizide tahminimce Daenerys tahta çıkacak ancak Tyrion'ın da çok önemli rolleri olacak gibi.

15- Dizi hakkında ne düşünüyorsun?
Gerçekten kaliteli bir dizi ve izlemeye başlayınca bırakmak gibi bir olay söz konusu olmuyor. Yine de son sezonun kötü olduğu bir gerçek.

  Diziyi veya kitabı seven ve bu mimi yanıtlamak isteyen herkesi mimliyorum. Ayrıca görüşlerinizi benimle paylaşmayı unutmayın :)

20 Ekim 2015 Salı

Mihail Bulgakov - Üstat ile Margarita

Özgün adı: Ма́стер и Маргари́та
Yazarı: Mihail Bulgakov
Çeviren: Sabri Gürses
Sayfa sayısı: 492
Yayınevi: Everest Yayınları
Fiyatı: 20 TL

Şeytan bir gün, aralarında kocaman bir siyah kedi ile çırılçıplak bir cadının da bulunduğu yardımcılarının eşliğinde Moskova'ya iner. Moskovalıları gözlemleyecek, insanlığın değişip değişmediğini anlayacaktır. Kullanıldıktan sonra şampanya etiketlerine dönüşen banknotlar dağıttıktan, çeşitli insanlara ne zaman ve nasıl öleceklerini bildirdikten, ihtişamlı bir de balo verdikten sonra ayrıldığındaysa, ardında tıka basa dolu akıl hastaneleri ile şehri ele geçiren düzensizlik karşısında ne yapacağını şaşırmış yetkililer bırakır. Şeytan'ın cazibesine kapılmayanlarsa sadece hayatını gerçeğe adamış olan Üstat ile hayatını Üstat'a adamış olan Margarita'dır.

"Gel peşimden, ey okur! Kim söyledi sana yeryüzünde gerçek, sadık, sonsuz aşk olmadığını? O yalancının iğrenç dilini kessinler!" diyor anlatıcı Üstat ile Margarita'da. "Gel peşimden, ey okurum ve sadece benim peşimden gel, ben sana böyle bir aşk göstereceğim!" (tanıtım bülteninden)

YORUMUM:

Kitabı bitirmemin üzerinden epey zaman geçmesine rağmen daha yeni yorumladığım için öncelikle özür diliyorum :)

11 Ekim 2015 Pazar

Selfie (2014)

Türü: Komedi, romantik
Yayın dönemi: 30 Eylül 2014 - 30 Aralık 2014
Bölüm süresi: 22 dakika
Yayınlandığı kanal: ABC
Bölüm sayısı: 13
IMDb puanı: 7,2
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri


YORUMUM:

My Fair Lady'nin günümüz uyarlaması dizisi olan Selfie'de, internette fenomen bir kadın olan Eliza'nın popülaritesinin uçaktayken ve tamamen berbat bir haldeyken çekilen fotoğraf ve videolarıyla bir anda sönmesi anlatılıyor. Tamamen internete bağımlı olduğu için gerçek hayattan oldukça uzak olan Eliza itibarını geri kazanmak için, aynı şirkette çalıştığı Henry'den yardım ister ve Henry ona yardım ederken aralarında çok iyi bir ilişki oluşur.

10 Ekim 2015 Cumartesi

Persepolis (2007)

Yönetmen: Vincent Paronnaud, Marjane Satrapi
Senaryo: Marjane Satrapi (hikaye), Vincent Paronnaud (senaryo)
Seslendirenler: Chiara Mastroianni, Danielle Darrieux, Catherine Deneuve, Simon Abkarian, Gabrielle Lopes Benites, François Jerosme
Süresi: 95 dakika
IMDb puanı: 8,0
Ülke: Fransa

YORUMUM:

Marjane Satrapi'nin otobiyografik çizgi romanından uyarlama bir animasyon filmi Persepolis. Şahlık rejiminin yıkıldığı ve İslami devrim ile şeriat sisteminin getirildiği İran'da ergenlik dönemindeki Marjane'ın hayatındaki ve ülkesindeki değişimler mizahi unsurlar da bulundurarak anlatılıyor. Her devrimin gelişmeye, çağ atlamaya ışık tutmadığını göz önüne seriyor.

Pehlevi (Şahlık) döneminde ülke modern ve gelişme yolunda bir ülkeyken Humeyni ve İslami devrim döneminde ülkeye pek çok yasak getiriliyor ve bunların bir nevi "bekçileri" oluyor. Iron Maiden hayranı, zeki ve cesur Marjane de bu yönetime doğal olarak cüretkar tavırlar almaya başlayınca ailesi kendisi hakkında endişeleniyor ve onu Avusturya'da özel bir okula gönderiyor.

Inside Out (2015)

Yönetmen: Pete Docter, Ronnie del Carmen
Senaryo: Pete Docter (senaryo & hikaye), Ronaldo Del Carmen (hikaye), Meg LeFauve ve Josh Cooley (senaryo)
Seslendirenler: Amy Poehler, Phyllis Smith, Richard Kind, Bill Hader, Lewis Black, Mindy Kaling, Kaitlyn Dias, Diane Lane, Kyle MacLachlan
Süresi: 94 dakika
IMDb puanı: 8,5
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri


YORUMUM:

Riley'nin hayatı babasının işi gereği San Francisco'ya taşınmalarıyla değişmeye başlar. Çünkü hayatına yön veren duyguları tamamen "ters yüz" olmuştur!

Adsız

Koskoca bir ay sonra merhabalar.

Büyük ihtimalle konumla yandaki güzeller güzeli fotoğraf epey alakasız ancak içimden bu fotoğrafı koymak geldi. Peki konumuz ne ve başlık neden "adsız"? Çünkü bir aydır aslında böyle hissediyorum. Adlandıramadığım bir boşlukta. Bu yüzden ne yazdım, ne okudum, ne izledim. Ancak neredeyse her gün, blogumun Facebook sayfasından gelen beğeni bildirimleri beni okumaya, izlemeye ve yazmaya teşvik etti. Artık okul ve bitmek bilmeyen ders çalışma saatlerinin ardından burada vakit geçirmeyi düşünüyorum. Ama bunlardan önce bugün de dahil olmak üzere uzun zamandır korkunç zamanlar geçiriyoruz. Keşke görüşlerimiz farklı olsa dahi birlik olmalıyız diyebilsem! Ama yanınızdakine elinizi uzattığınızda elinizin patlama ihtimali olduğu bir yere döndüğümüz için, bunu diyemiyorum. Yine de ümidimi kesmeyeceğim. Birazdan iki günde izlediğim filmleri yorumlayacağım, yarın da okuduğum Üstat ile Margarita'yı.

I hope someday, you'll join us,
And the world will be as one.

11 Eylül 2015 Cuma

V for Vendetta (2005)

Yönetmen: James McTeigue
Oyuncular: Natalie Portman, Hugo Weaving, Stephen Rea, Stephen Fry, John Hurt, Tim Pigott-Smith, Rupert Graves
Süresi: 132 dakika
IMDb puanı: 8,2
Ülke: Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, İngiltere ortak yapımı

YORUMUM:


Toplumlar devletten korkmamalı. Devlet toplumlardan korkmalı.


Geleceğin İngiltere'sinde muhafazakar ve baskıcı bir hükumet kurulmuştur. 5 Kasım 1605'in yıl dönümü olan bir günde, kendine V diyen Guy Fawkes maskeli biri televizyon yayınını basar ve bir yıl sonraki 5 Kasım'da her şeyin değişeceğini ve kendisine inanıyorlarsa o tarihte Parlamento binasının önüne gelmelerini söyler.

Filmin devamında da bir sene içerisinde halkın uyanışı, bununla beraber yönetimin artırdığı baskı ve kısıtlamalar ile birlikte V ile tanışan Evey de anlatılır.

7 Eylül 2015 Pazartesi

Grave of the Fireflies (1988)

Adı: Grave of the Fireflies / Hotaru no Haka
Hikaye: Akiyuki Nosaka
Yönetmen / Senarist: Isao Takahata
Seslendirenler: Tsutomu Tatsumi, Ayano Shiraishi, Yoshiko Shinohara, Akemi Yamaguchi
Süresi: 89 dakika
IMDb puanı: 8,5
Ülke: Japonya

YORUMUM:

2. Dünya Savaşı esnasında saldırı altındaki Japonya'da yaşayan on dört yaşındaki Seita ve dört yaşındaki kardeşi Setsuko'nun babası askerdedir, anneleri ile birlikte yaşamaktadırlar. Yaşadıkları şehir Kobe bombalanınca annelerini de kaybederler ve teyzelerinin evine gitme kararı alırlar. Başlangıçta kendilerine iyi davranan teyzeleri savaşın da etkisiyle zamanla onlara kötü davranmaya, söylenmeye başlar. Böylece iki kardeş şehrin dışında bulunan eski bir sığınağa giderler ve bu sefer de orada yaşam mücadelesi verirler.

Ancak filmin sonu, henüz filmin başlangıcında gösterilmiştir...

4 Eylül 2015 Cuma

Not Another Happy Ending (2013)

 Yönetmen: John McKay
Oyuncular: Karen Gillan, Stanley Weber, Iain De Caestecker, Gary Lewis, Amy Manson, Henry Ian Cusick, Kate Dickie, Freya Mavor
Süresi: 102 dakika
IMDb puanı: 6,3
Ülke: İskoçya

YORUMUM:

Jane Lockhart, "The Endless Anguish of Father" (Babamın Sonsuz Izdırabı) isimli acıklı kitabıyla pek çok yayınevi tarafından reddedilmiş bir yazardır. Kitabı, annesi ve kendini terk eden babasından ilham alarak yazmıştır. En sonunda üçüncü sınıf yerel bir yayınevinin basımcısı kitabı kabul eder. Ancak kitabın kendine de, Jane'e de para kazandıracağını düşünmediğini; pek çok şeyin de gözden geçirilmesi gerektiğini belirtir. Bunun üzerine çok mutlu olan Jane de Tom ile çok mutlu bir şekilde kitabı gözden geçirirler, beraber de vakit geçirmiş olurlar.

Ancak Tom, kitabın adını Jane'e söylemeden "Happy Ending" (Mutlu Son) koyar. Bunun üzerine Jane çok sinirlenir ve ondan nefret eder, ancak anlaşmaları gereği bir kitap daha yazması gerekir. 1. kitabıyla çok büyük başarı sağlayıp, ünlü bir senaristle de birlikte olan Jane 2. kitabının son bölümünde aniden tıkanır ve son bölüme haftalarca tek bir kelime bile yazamaz.

2 Eylül 2015 Çarşamba

Yeni Bir Dönem, Yepyeni Kararlar

Merhaba, Hayata Dair Her Şey blogunun "Yeni Yıl Kararları" isimli yayınından esinlenerek ben de böyle bir yayın yapmaya karar verdim.

Ben bir öğrenci olduğumdan eylül ayı benim için bir nevi senenin başlangıcı oluyor. Her ne kadar bu sene ekim ayına sarkmış sayılsa da, eylül geldi mi evde hazırlıklar başlanır. Ben de ağustos sonlarında eve döndüğümde bu sene için kendimce bazı kararlar aldım. Bu kararlarımı da sizlerle paylaşmak istiyorum.

1) Daha çok çalışmak ve daha çok okumak
2014-2015 eğitim-öğretim yılı benim için hayal kırıklığı oldu, ilk kez başarısızlıklarımı yaşadım. Bu senenin farklı geçmesi için elimden geleni yapmaya karar verdim. Ayrıca bu sene az kitap okudum geçmiş yıllara nazaran, bu sene 50 kitap net olarak okuma kararı aldım. İkisini birlikte yapmak belki daha zor olur, ancak okumaya illa ayrı saatler ayıracak değilim :) Boşlukta bulunduğum her saniyeyi kitap okuyarak değerlendireceğim.

2) Çevre ve canlılar adına daha fazla şey yapmak
2015'in başında aldığım bir kararım vardı: insanlara ve doğaya yardım edebilmekti. Bunu sadece sözde bırakmadım, WWF başta olmak üzere bazı kurumlara katıldım. Ancak fark ettim ki bunları daha da artırabilirim. Ve böylece vejetaryen olmaya karar verdim. Zaten bir süredir et vs. besinleri tüketmiyordum, onlarsız yaşayabileceğimi anladım. Süt ve süt ürünleri haricinde hayvansal kaynaklı besinleri tüketmeme kararı aldım. Listemde en çok başarıyla uygulamak istediğim kararım bu. Bunun dışında çevre temizliğine, doğayı koruma adına zaten kendimi bildim bileli uğraş veriyorum. Bunun için elimden ne gelirse yapmaya devam edeceğim de.

3) Sağlıklı beslenmeyi ve sporu tamamen hayatıma getirmek
Uzun süredir beslenme adına çok yanlış şeyler yaptım ve birtakım hastalıklar da ardından geldi. Ama fark ettim ki sağlıksız olarak kilo verip durmaktan, hayati riskimi her geçen gün artırmaktansa sağlıklı bir beslenme ve spor beni çok daha sağlıklı ve fit gösterecek. İnsan şak diye alışkanlıklarından vazgeçemez, ama ilk adım elinden geldiğince azaltmaktır. Ben de bunu uygulamaya çalışacağım ve yanında da spor, koşu ve uzun zamandır yaptığım yogayla ilgileneceğim.


4) Yeşilçam efsaneleri başta olmak üzere bolca film izlemek
Pazartesi uygulamaya koydum bunu. İlk olarak kim bilir kaç defa izlediğim Hababam Sınıfı ile başladım. Yaz tatili bitene kadar en azından iki günde bir izleyeceğim. Pazartesi-salı izledim, bugün de tatil hazırlığından vakit kalırsa izleyeceğim. Yeşilçam'a dair efsaneler bitince de IMDb'nin Top 250 film listesinde ne kadar izlemediğim film varsa izleyeceğim.

Filmler de kitaplar kadar etkili sanat eserleri. Bazen bir kitap okuyunca hayata karşı bakış açınız nasıl değişiyorsa bazı filmler de aynı etkiyi yaratıyor. Bu yüzden film arşivimi elimden geldiğince artıracağım.






5) Kendimce birikim yapmak ve ihtiyacımın fazlasını bağışlamak
Uzun süredir yaptığım birikimlerimi harcamadan bunlara devam edeceğim ve bunun yanında şöyle küçük bir hedefim de var: Birkaç gün önce dolabımda askıda olan kıyafetlerimi normalde kullandığım askı yönünün tersinde astım. Bir kıyafeti giydikçe o askının yönünü normal kullandığım yöne çeviriyorum. Seneye bu zamanlarda da hiç dönmemiş askı varsa o kıyafetleri ihtiyacı olan birilerine vereceğim/bir kuruma bağışlayacağım. Aynı şekilde katlı olan kıyafetlerim de böyle, sadece ters yönde duruyor.


6) Farklılıklara açık olmak, daha çok gezmek ve görmek
Yapmak istediğim ancak cesaret edemediğim onca şeye bu sene cesaret etme kararı aldım. Buna farklı hobiler veya yapmaya merak salıp tamamlayamadığım şeyler de dahil. Fotoğrafçılık gibi. Ayrıca değişik giyim ürünleri, saç stilleri de tabii ki denemeyi istediğim şeyler:)

Oldum olası gezmeyi de çok seviyorum, pek çok yere de gidebilme şansı elde ettim -en azından ülkemizde- :) Ama bunları artırmaktan zarar gelmez değil mi? Bu akşam tatil bitmeden Antalya'ya gideceğim, dönüşte de belki daha önce uğramadığımız Ege ve Akdeniz kıyılarına uğrayacağız. -Ki genelini gezmiş olmak beni çok mutlu ediyor :)- 

Ve son olarak her sene olduğu gibi hayatımı anlatmaya değer bir hikayeye çevirmek. Daha mutlu olmak, daha çok hata yapmak ve doğrusunu öğrenmek, daha çok şeyi yaşamak, bilmek. Sonuncu olarak bunu kesinlikle herkese de tavsiye ediyorum..

27 Ağustos 2015 Perşembe

Hayal Gücünüzü Keşfedin: Dixit

Merhaba, bugün çok farklı bir oyundan bahsetmek istiyorum. Aslında blogumun oyunlarla alakası yok :) Ama her telden çalan bir yer, hakkımda kısmımda belirttiğim gibi "benim ilgimi çeken her şey hakkında yazdığım kişisel bir yerdir."

Yanda gördüğünüz oyunun adı Dixit. Oyunu Jean-Louis Roubira tasarlamış. 2010 yılında da Spiel Des Jahres ödülü almış oyun. Peki neymiş bu Dixit diyorsanız kısaca açıklayayım. Oyun 3-6 kişiyle oynanıyor, ancak emin olun ne kadar kalabalık olursanız o kadar zevkli. Herkesin elinde aşağıda da fotoğrafı olan; masallardan fırlamış gibi görünen çok güzel kartlar var. Oyunun kutusunda aslında 84 tane varmış, ancak yurt dışında deli gibi oynanan bu oyunu buraya getiren bir akrabam oyunun iki versiyonunun kartlarını karıştırıp getirmiş. Oyunda her turda değişen bir anlatıcımız oluyor. Bir kart çekiyor ve o kartı anlatıyor. Ama nasıl anlatacağı oyunun en kritik noktası. Kartta ne olduğunu açıkça söylememeli, çünkü böyle olursa herkes kartı tahmin edebilir ve anlatıcı puan kazanamaz. Ancak yine de oyuncuların en azından birinin -kesinlikle hepsinin değil!- anlayabileceği şekilde de anlatmalı. Bu anlatım şekli bir kavram olabilir, bir cümle olabilir.


Sonrasında da oyuncular kendi kartlarından ortaya kart koyuyorlar. Ancak oyunculara da burada önemli bir şey düşüyor. Ortaya konulan kartlar biraz sonra karıştırılacak ve herkes anlatıcının kartının hangisi olduğunu bilmeye çalışacak. Diyelim ki anlatıcı X kartını anlattı. Anlatıcı oy veremez, kalan 2 kişi de oy verecekler. A oyuncusu, kendi ortaya koyduğu kartı tam da bu kavrama uydurduysa ve B oyuncusunu kandırdıysa ona da puan veriliyor. Kendisi zaten kartı ortaya atan kişi olduğundan cevabı da doğru bilebilir. Ayrıca, kartı hiç kimse bilemezse de anlatıcı puan alamıyor. Devamında da oyunun küçük bir kartondan kağıdında piyonlarınızı oynatıyorsunuz, puanlarınıza göre sahada ilerliyorsunuz. 30'a varan ilk kişi kazanıyor. Oyunun 6 kişiyle kısıtlı olma sebebi de bu zaten, bence burasına çok gerek yok. Bizde kartlar da çok daha fazla olunca zevkle oynadık.

Oyunun sizin hayal gücünüzü size gösteriyor. Ve de geliştiriyor. Hem de çok zevkli! Ancak şöyle bir sorun var: aynı kişilerle oyunu oynarsanız bir süre sonra onların kartlara bakış açılarını anlıyorsunuz ve oyun ilk tadını yakalayamıyor. Aynı kartlarla oynadıkça da zamanla ezberliyorsunuz, bu yüzden de oyunun birkaç versiyonunu çıkarmışlar.

Oyunu sanırsam Türkiye'de bulmak epey zor. Burada linkini paylaşmak adına Türk sitelerinde aradım ancak bir tanesinde bile stok yoktu. Ancak internette okuduğum kadarıyla, artık pub olan Beşiktaş'ta Kuka Cafe & Pub isimli mekanda oyun varmış. Amazon gibi bir yerden de satın alabilmeniz mümkün, belki Türk sitelerinde de ileride stokları yakalarsınız. Kendi kendinize kartlar çıkartıp bile oynayabilirsiniz bence :) Böyle bir oyunun ülkemizde olmamasına da epey üzüldüğümü söylemeliyim. Çok ama çok zevkli bir oyun.

YouTube'da sonradan oyunu kısaca oynayarak anlatan güzel bir video buldum:

26 Ağustos 2015 Çarşamba

F. Scott Fitzgerald - Muhteşem Gatsby

Özgün adı: The Great Gatsby
Yazarı: F. Scott Fitzgerald
Çeviren: Ceren Taştan
Sayfa sayısı: 206
Yayınevi: Martı Yayınları
Fiyatı: 12 TL

Yıllar önce daha iyi bir hayata sahip olmak için sevmediği bir adamla evlenen güzeller güzeli Daisy'yi bir türlü unutmayan Gatsby, kendini aşık olduğu kadını geri kazanmaya adar. Hiç bilmediği, zengin ve gösterişli bir dünyaya tutunmaya çalışan Gatsby, kirli ilişkilerden yakasını bir türlü kurtaramaz ve bu kırık aşk hikayesi, kahramanlarını tahmin edilmesi güç bir sona doğru götürür... (arka kapaktan)


YORUMUM:

Bugün bu kitabı bitirme kararı almasaydım yarın tam bir aydır elimde dolanıyor olacaktı kitap. Ben de neredeyse bir aydır blogumda yokum, ikisinin ortak sebebini açıklayayım en azından. Ağustos başından beri köy ziyareti, yazlık ziyareti, aile dostları ziyareti derken uzun bir süre evden uzak kaldım. Şu an da hala evde değilim ve görünüyor ki eylül ayına dek gidemeyeceğim. Bunca şey arasında Muhteşem Gatsby elimde kaldı, 100 sayfaya kadar kesik kesik okudum. Ancak bugün fırsatı da bulunca hemen bitireceğim deyip bitirdim. Blogum için söyleyebileceğim de şu an bu yazı hariç dört taslak biriktirdiğim. Her neyse, biz kitaba dönelim.

29 Temmuz 2015 Çarşamba

Her Telden Öneriler #11: Yaz Tatilinde İzleyebileceğiniz Diziler

Merhaba,
Uzun zamandır Her Telden Öneriler adı altında önerilerimi paylaşmadığımı fark edince, ne yazık ki artık az kalmış yaz tatilinde izleyebileceğiniz "her telden" bazı dizileri IMDb puanlarına göre listeledim.

1) House of Cards (2013-)
Netflix yapımı en kaliteli dizilerden biri olan House Of Cards'ın başrolünde Kevin Spacey ve Robin Wright var. Politik bir drama dizisi House of Cards. Olaylar, Frank Underwood'un kendisine vaad edilen ABD Dışişleri Bakanı pozisyonuna başkasının atanmasıyla gelişiyor.

3 sezon yayınlanan dizi izleyicileri tarafından çok büyük ilgi görüyor ve bana kalırsa sonuna dek de hak ediyor. Konuyu işleyişi, kalitesi ve Kevin Spacey gibi muhteşem bir oyuncuyu barındırması da bunun en büyük etkenlerinden.

IMDb puanı: 9,1


2) Better Call Saul (2015-)
Breaking Bad efsanesini duymayan kaldı mı? Dünyanın en iyi dizilerinden biri olarak gösterilen Breaking Bad'deki karakterlerden Saul Goodman'ın dizisi Better Call Saul. Dizi, Breaking Bad'in öncesine gidiyor. Hatta bir yerde yorum olarak finalinde Walter ile tanışması olabilir diye okumuştum ve hoşuma gitmişti.

Diziden şu ana kadar 10 bölüm yayınlandı ve sezon arasına girdi. Sevmemenize imkan yok diyecek kadar iddialıyım dizi hakkında.

IMDb puanı: 9,0






3) Friends (1994-2004)
Yayınlandığı 10 sezon boyunca daima izleyicisini güldürmüş, komedi efsanesi olarak anılan bir dizi Friends. Çok büyük ihtimalle izlediğinizi düşünüyorum ancak yaz tatilinde bir kez daha izleyip gülmeye ne dersiniz?

Güzel, şımarık ve zengin Rachel Green düğününden kaçar ve New York'taki eski arkadaşı Monica'yı bulmaya karar verir. Bundan sonra da Monica Geller, Rachel Green, Joey Tribbiani, Chandler Bing, Phoebe Buffay ve Ross Geller'ın günlük hayatlarındaki olayları 10 sene boyunca izliyoruz.

IMDb puanı: 9,0



4) Downton Abbey (2010-)

İngilizlerin çok sevdiği tarihi drama dizisi Downton Abbey, Lord Crawley'in köşkünün mirasçısının Titanic kazasında ölümüyle aniden Manchester'lı bir avukat olan uzaktan kuzeni Matthew'un mirasçı olmasının etrafında gelişen olayları anlatıyor.

Dizide hizmetçilerin de hayatlarına büyük kesit veriliyor ve bol bol entrika dönüyor. Benim açımdan zamanla sıkıcı bir diziye dönüştüğünden ben bıraktım, ancak ilk sezonları gerçekten harikaydı ve izlenmeye değerdi. 5. sezon finalini yapan dizi, Eylül'de son sezonuyla ekranlara gelecek.

IMDb puanı: 8,8


5) BoJack Horseman (2014-)
17 Temmuz'da 2. sezonu yayınlanan Netflix çıkışlı dizide eskiden çok ünlü bir dizide oynamış ancak sonradan ününü kaybetmiş bir at-adam olan BoJack'in ününü tekrar kazanma çalışmaları yer alıyor. Seslendirme ekibinde Aaron Paul var, ayrıca 2. sezonda da Lisa Kudrow katılmış. Ben 2. sezonu henüz izleme imkanı bulamadım, 1. sezon çok harika değildi. Ortalamanın üstündeydi sadece, ama bazen çok iyi ince mizah yapan bir animasyon dizisi. Sırf onlar için izlenebilir gibi. Henüz adını Türkiye'de çok duyuramadı, bu yüzden çeviriyle izleyenler bulabilir mi pek bir fikrim yok. Geçtiğimiz günlerde Dizilab'e bu konuda bir mail gönderdim. Belki ileride görürüz. 

IMDb puanı: 8,3



6) Pretty Little Liars (2010-)
5 kişilik bir arkadaş grubunda grubun lideri ve Rosewood'un Queen Bee'si Alison DiLaurentis, bir akşamki pijama partilerinde kaybolur ve bulunamaz. Bir sonraki yıl, cesedi eskiden yaşadığı evin arka bahçesinde işçiler tarafından bulunur. Geride kalan arkadaşları Aria Montgomery, Spencer Hastings, Emily Fields ve Hanna Marin de sadece Alison'ın bildiği eski sırları ve şu anki hayatlarındaki sırları ile "A" takma adlı gizli birinden sürekli mesajlar almaya başlarlar. Alison'ın kayboluşundan sonra dağılan kızları bu mesajlar tekrar bir araya getirir.

Gençlik dizileri arasından konusuyla sıyrılan PLL, 11 Ağustos'ta da Game Over Charles'ıyla umarım pek çok soruya cevap vererek 6. sezon yaz finaline giriyor. Sıkıcı geçen bir yaz tatilindeyseniz kesinlikle ilginizi çekebilecek bir dizi.

IMDb puanı: 7,9

Sanırım benden bu kadar. Altıdan daha fazla dizi önermeyi düşünüyordum ancak sonradan vazgeçtim. Umarım fikir vermişimdir ve ilginizi çeker.

27 Temmuz 2015 Pazartesi

Aldous Huxley - Cesur Yeni Dünya

Özgün adı: Brave New World
Yazarı: Aldous Huxley
Çeviren: Ümit Tosun
Sayfa sayısı: 317
Yayınevi: İthaki Yayınları
Fiyatı: 16 TL

"Cesur Yeni Dünya" bizi "Ford'dan sonra 632 yılına" götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında "Cemaat, Özdeşlik, İstikrar" yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, 'annelik' ve 'babalık' pornografik birer kavram olarak görülür. Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya -uykuda eğitim- ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. "Herkes herkes içindir." (arka kapaktan)

25 Temmuz 2015 Cumartesi

"Cesur Yeni Dünya"

Briggite Bardot
Sanırsam 2 haftalık sessizliğimi bu yazıyla bozacağım. Aslında bu tarzda bir yazıyla dönmek gibi bir niyette değildim, yine de madem başladım bitireyim.

Özellikle sosyal medyada bir amaca sahip olmayan insanlar görüyorum. Siz de görüyorsunuzdur. Amaçsızlıktan kastım boş insanlar aslında. Zamanında Einstein'ın da "Korkarım teknoloji bir gün insan iletişiminin önüne geçecek. Dünyada salakların nesli olacak." dediği şekilde salaklaşan, okumaktan/öğrenmekten aciz, duyduğu şeyi doğru kabul eden ve araştırma gereği duymayan, küfreden ve bunu çok büyük bir marifet olarak gören, klavyesinin arkasında dilediğini söyleyebilen ancak önüne gelince tıkanan, çünkü iki kelimeyi yan yana getiremeyen insanlardan bahsediyorum aslında. Hayata dair kattığı bir şey olmadığı halde, katanları da suçlu kabul eder bu insanlar genelde.

Amacım sitem etmek değil, asla değil. Zaten benim henüz 100 üyeye dahi ulaşamamış kişisel blogumda ettiğim sitem dünyayı değiştiremeyecek. Sadece artık son zamanlarda böyle insanların ciddi oranda arttığını düşünüyorum, bunun değişmesi gerektiğini de biliyorum. Ben kendime çok zeki veya sürekli dünyayı değiştirmeye çalışan biri mi diyorum peki? Hayır. Sadece ve sadece, elimden geleni ardıma koymam. Amaçlarım uzun zamandır bellidir; yeni şeylere de açık olarak onlara ulaşmaya çalışırım. Dünyada olan şeylere tepkimi koymaya çalışırım, memnunsam bunu belirtirim. Bir şeyler hakkında fikir sahibi olmaya da çalışıyorum, kısacası kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Belki de bizdeki sorun "düşünmekten korkma" olayıdır.